Bir Ayet

Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
İnşirah 94/5,6

Bir Hadis

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.
Müslim

Bir Dua

"Rabbim, Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman sahibi erkekleri ve kadınları bağışla, zalimlerinde ancak helakini arttır."
Nuh- 28

Bir Söz

Dağları iğneyle kazmak, kalbden kibri söküp atmaya nazaran daha kolaydır.
Ebû Haşim Sofi

Peygamberimizin Sabrı

Peygamberimizin Sabrı


Pekçok hâdise insanin arzu ve istegi disinda gelisir. Insan sikintiya düser, üzülür, zulme ugrar, basina  musibet ve felaketler gelebilir. Ancak basa gelen her sey Allah'tan olduguna göre, ilk anda görülmese de, neticesi itibariyle o musibette insan için bir fayda gözetilmistir.

Iste, insan karsilastigi bir hâdisede onun içindeki hayirli neticeyi düsünüp içine sindirmelidir ki, tedirgin olmasin. Bunu anlayinca tahammül edip bekler; Allah'a tevekkül eder, kendisini olaylarin akisina kaptirmaz. Iste bu davranisin adi sabirdir.

Diger taraftan, bazen olur, pekçok nimetten istifade eder. Olaylar arzu ettigi sekilde gelisir. Birçok nimete sahip olur, yahut kendisinde bulunup da baskasinda olmayan bazi nimetleri hatirlar, bir lütuf olarak kendisine verildigini idrak eder. Böylece, verilen nimetleri, verenin emri yolunda kullanacagini anlar, sükreder.

Iste olgun insan, üzücü olaylar karsisinda aninda sabir silâhini kullanir. Basina daha büyük bir musibet gelmedigi için Rabbine sükreder.

 

Peygamberimiz sabir kahramani oldugu gibi, sükür deryasidir da. Çünkü en büyük bela ve musibetler onun basina gelmis; bununla birlikte en büyük nimet ve imkânlar da kendisine verilmistir.

Bir hadiste ifade buyurdugu gibi, "En çok musibet ve mesakkate ugrayanlar, insanlarin en hayirlilari ve olgunlaridir."

Peygamberimiz de insanlarin en olgunu ve en hayirlisi oldugundan, imtihan için, Cenab-i Hak en çetin musibetleri ona vermistir.

Efendimizin hayâtini gözden geçirdigimizde, en çok onun bela ve musibetlere ugradigini görürüz. Daha dünyaya gelmeden babasini kaybetmis; alti yasinda annesinin, iki sene sonra dedesinin vefatini görmüstü. Peygamberligini müteakip düsmanlarina karsi kendisini koruyan amcasi Ebû Talib'in ve en çok destegini gören hanimi Hz. Hatice'nin vefatina sahit olmustu. Hz. Fatima'dan baska bütün çocuklari, ya küçük yasta veya genç yasta vefat etmislerdir.

Bütün bu musibetler Peygamberimizin gözlerini yasartmis, fakat onun agzindan kaderi suçlayici biçimde tek bir söz duyulmamis, bir feryat isitilmemistir. Bu felâketler karsisinda asla sarsilmamis, yilginlik duymamis, sadece sabretmistir.

Peygamberliginden sonra ise, insanlari kurtulusa çagirdigi için kendi kavmi, kabilesi ve yakin akrabalari tarafindan ölümle tehdit edilmis, iskence yapilmis, hakarete maruz kalmis, alaya alinmistir. Bununla kalinmamis, varligina tahammül edemeyenler, onu öldürmek için plân kurmuslardir.

Bu kadar eziyetlere sabreden Peygamberimiz, sonunda dogup büyüdügü, elli yil hayâtini geçirdigi vatanini terk etme mecburiyetinde kalmistir. Müsrikler, hicretine de engel olmak için her türlü yola basvurmuslar; fakat kurduklari bütün tuzaklar sonuçsuz kalmistir. Aradan fazla bir zaman geçmeden de ordular düzenleyerek üzerine yürümüslerdir.

Peygamberimiz müsriklerle yaptigi bu savaslarda bir hayli zor anlar yasadi, hayatî tehlikeler atlatti. Medine'yi savunmak için hendek kazdi, günlerce aç kaldi. O halde dahi en küçük bir bıkkınlık göstermeden sabır ve metanet gösterdi. Çünkü o biliyordu ki, sabreden, zafere erecektir.

İnsan geçici olan musibetlere dayanabilir, fakat pes peşe, arka arkaya gelen zincirleme felâketlere sabretmesi oldukça güçtür. İste Peygamberimiz, hayâti boyunca her çesit musibete uğradığı halde, sabır ve azminden, tevekkül ve itimadından hiçbir şey kaybetmemiştir. Felâketler arttıkça onun da dayanma gücü artmıştır.

Bu sabrı sonunda düşmanlar dize gelmiş, yılmışlar, bazıları da düşman oldukları Islâmi kabul ederek, sonunda Peygamber safında yer almışlardır. 

Mehmet Paksu

Gösterim: 12992