Bir Ayet

Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
Enbiyâ, 21/22

Bir Hadis

Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.
Tirmizî

Bir Dua

"Ey Rabbimiz (amellerin) hesap olunacağı gün beni ana-babamı ve mu'minleri bağışla."
İbrahim- 4l

Bir Söz

Aptallığın en büyüğü, övmede ve yermede aşırılığa kaçmaktır.

Hz. Osman Mushafları Hareke ve Tezyin Döneminde

Kategori: Kuranı Kerim

Hz. Osman Mushafları Hareke ve Tezyin Döneminde 

Hz. Osman mushaflan hareke ve noktalama işaretlerinden hali olarak çoğaltıldı. Bu şekilde yazılmakla da birkaç vecih okunmaya musaiî İdi- Çe­şitli gölgelerde yaşayan halk kendi fıtrî selikasıyle bunların arasını ayırabi­liyordu. Doğru okuyabilmek için şekil, hareke ve noktalama işaretlerine ih-. tiycıçları yoktu. -Ebu Ahmed el-Askeri'nin,(öl. 382) de belirttiği gibi- halk kırk küsur sene Abdülmelik'in hilafetine kadar Hz. Osman mushaflarını bu şekside okumaya devam etti. Ama Abdülmelik'in hilafeti döneminde Irak'ta tasnifler yaygınlaştı[93] Öyle sanıyoruz ki bürodaki «tasnif» ten maksat, Arap olmayanlarla ka-; nştıktan sonra halkın bazı Kur'an kelime ve harflerini yanlış okumaları an­lamındadır.'Acemlik, lugötlarınin safiyetini bozmaya başlamıştı.[94] Hicrî 65 senesinde halife Abdülmeiik zamanında devlet adamlarından bazısı, mushaflar herekesiz ve noktalamnsız kaldığı takdirde tahrifin Kur'an nas~ sına kadar uzanmasından endişe duymaya başladı. Böylece doğru okuma­yı sağlayabilecek şekiller üzerinde düşünmeye koyuldular. Bu alanda Ubeydullah b. Ziyad (öl. 67) ve el-Haccâc b. Yusuf Es-Sakafi (ÖL 95) akla gelmek­tedir. İbnu Ziyad'ın İran asıllı bir zâta, kendilerinden elif atılmış ikibin ke~ İtmeye elif eklemesini emrettiği rivayet edilir. Yazılmasın! emrettiği bu ki­tapta yerine yerine yazıdı. [95] el-Haccâc'a gelince, onun için şöyle denilir: Onbir yerde Kur'an yazısı­nı İslah etti. Onun yaptığı bu ıslahat İle Kur'an yazısı en açık ve en kolay oKunuryazı oldu. [96] Şayet doğru ise, Hz. Osman imlâ yönünden yapıla­cak düzeltmelr için şöyle demiştir: «Bu yazıda bir takım eksiklikler görüyo­rum. Ama Araplar onu ıslah edecektir.» [97] Bu hususta eksiklik ve tashifa-tın hepsi bu kabildendi. Çevre ve zamanın değişmesiyle değişikliğe uğrama­sı kaçınılmaz olan yazı şekliyle ilgilidir. Kur'an nassına gelince, o, hiçbir za­man değişikliğe uğramamıştır. Çünkü âlimlerin göğüslerinde mahfuzdu. Her nesil bir önceki nesilden şifahi olarak ve yakîn ifade eden tevatürle aktarıia gelmiştir.

 

Kur'an yazısının düzeltilmesi bir defada tamamlanmamıştır. Nesi! nesil tedricî olarak ıslah edilerek düzeltilmiş ve nihayet hicrî üçüncü asırda zir­veye ulaşmıştır. Kur'anın noktalama işinin sadece EfauH-Esved ed-Düeü ta­rafından yapıldığını söylemek makul değildir.

Önceden âiimîer, Kur'an'ı ilk noktalayan kimsenin kim olduğu husu­sunda ihtilafa düşmüşlerdir. [98]. Bu konuda üç kişinin ismi söz konusu e-dilmektedir: [99] Ebu'l-Esved ed-Düelî-ki en meşhuru1 budur- Yahya b. Ya'mer [100] ve Nasr b. Âsim e!-Leysî. [101]

Ebu'l-Esved ed-Düelî, Hz. Ali b. Ebi Talib'in emriyie Arap diliyle ilgili bir takım kuralları ilk vazeden kişi olarak şöhret bulmuştur. [102] Görünen o ki, Kur'an'ı noktalaması, Arapdiiiyle ilgili bu sabkati zannından kaynaklanmak­tadır. [103] Kaynakların bu konuda nakletmiş oldukları bir olay, onun Kur'­an lugatma oian gayretinin ne kadar çok olduğuna işaret etmektedir. ed-Düelî, birinin [104]âyetini okurken keli­mesinde !âm harfini kesre olarak okuduğuna şahit olmuş ve bu hata onu korkutmuş: «Allah, Rasülünden beri olmaktan yücedir.» demiş ve daha ' sonra Ziyad'la görüşmek üzere Basraya giderek kendisine: «Yapmamı is­tediğin işe talibim» demiştir. Daha önce Ziyad kendisinden, insanların Al-iah'ın kitabını doğru okumalarını sağlayacak alâmetler koymasını istemişti.

 [105] Ancak o, bu olayla karşılaşıncaya kadar olumlu cevabını verme­mişti. Ama bu olayla karşılaştıktan sonra kesin kararını verdi. Çalışması neticesinde fethaya alamet olmak üzere harfin üzerine bir nokta, kesreye alâmet olarak altına bir nokta ötreye alâmet olarak harfin kısımları arası­na bir nokta ve sukûne alâmet olarak da iki nokta koydu. [106]. Bazı âlim­lere göre ise, Ebu'l-Esved, Abdülmelik b. Mervan'm emriyle Kur'anı nokta­lamıştır. [107]

Bu muhtelif rivayetlerden hareketle Ebu'l-Esved'i Kur'anı noktalamaya sevkeden sebepleri tayin etmemiz zordur. Bilemiyoruz, kendiliğinden mi bu işe girişmiş, yoksa daha önce hiç aklından geçirmediği bu iş kendisine em-rediîmesi sonucunda mı icabet etmiştir. Haddi zatında yaptığı işin kesin mahiyetini bile bilemiyoruz.

Lâkin şunu kesin olarak biliyoruz ki, herkesten önce büyük bir işi omuz-iarrnştır. Bu konudaki rivayet ve haberlerin ittifak ettikleri asgari müşterek budur. Kur'anın noktalanması ve harekelenmesi metodunun sadece kendisi tarafından konulduğu meselesine gelince bu mantıkî ve makul değildir. Değil bir fert, fertler ve değil bir nesil, nesiller ancak böyle bir işi yapabilir. O halde Kur'anın noktalanması ve yazısının tecvidi silsilesinde Ebu'l-Es-ved'in ilk haikayı teşkil etmesi yeterlidir. [108]

Bu silsilede diğer bir halka vardır ki bazı âlimler onun ilk halka olduğu­na kanidir. Bunlara göre mushafları ilk noktalayan kişi Yahya b. Ya'mer'-dir. [109] Kur'anın noktalanması işinde Yahya'nın da bir payının bulundu­ğu muhakkaktır. Lâkin ilk kişinin kendisi olduğu hususunda elimizde ke­sin bir delil yoktur. Olsa olsa Merv şehrindeki mushafları ilk noktalayan­dır. Onun bu hususta öncelik hikâyesi İbnu Hallikân tarafından zirveye ulaştırılır. Çünkü onun iddiasına göre İbnu Sîrîn'in noktalanmış bir mushafı vardı, onu Yahya b. Ya'mer noktalamıştır. [110]. Bilindiği gibi İbnu Şîrîn H. 110 yılında vefat etmiştir. O halde bu tarihten önce, hareketlerin yerine ge­çen şekil ve noktalamaları bulunan tam bir mushaf mevcuttu. Hiç şüphesiz böyie bir iddiayı kabullenmek pekte kolay olmayacaktır. [111]

Nasr b. Âsim el-Leysî'ye gelince, Kur'anın noktalama işinde onun pa­yı, üstadiarı olan Ebul-Esved ile İbnu Ya'mer'in çalışmalarının bir devamı olmaktan öteye geçmez. Daha önce belirttiğimiz gibi Nasr her   ikisinden

ders almıştır. Ancak Ebu Ahmed el-Askerî-garip rivayetlerinin birinde -el-Haccac'ın, Kur'anın noktalanması hususunda kâtiblerine hitap edip ben­zer harflerin birbirlerinden ayırt edilmesi için harfler üzerine birtakım alâ­metler koymalarını isteyince, bu işte en güçlü temelin Nasr b. Âsim oldu­ğunu te'kid eder. [112] Bu rivayet neredeyse Kur'an'ı ilk noktalayan kişinin Nasr b. Âsim olduğunu ifade etmektedir. [113] Lâkin bu da bu konudaki ihtilafı kesin bir sıhhatle çözüme kavuşturmaktan uzaktır. Kur'anı ilk nok­talayan Ebu'l-Esved yahut İbnu Ya'mer veya Âsim olduğunu kesin olarak ileri sürmek mümkün değilse de Kur'an yazısının güzelleştirilmesi ve oku­nuşunun kolaylaştırmasında hepsinin payının bulunduğunu kesinlikle söy­leyebiliriz. Yine hiç şüphesiz el-Haccac'ın-hakkında ne kadar faklı görüş ileri sürütürse sürülsün ve şahsi niyyeti ne olursa olsun- Kur'anin noktalan­masına teşviki ve bu konu üzerinde hassasiyetle duruşunu inkâr etmek mümkün değildir.

Gün geçtikçe Kur'an yazısının kolaylaştırılmasına gösterilen ihtimam arttı. Bu kolaylaştırma çeşitli şekiller aldı. Noktalan ilk ortaya koyan ve onları Kur'anda kullanan el-Halildir. [114] Noktaların illetlerini izah eden [115]hemze, şedde, revm ve işmamı ilk vazeden de odur. [116] Ebu Ha­tim es-Sicistânî [117] Kur'anın noktalanması ve harekelenmesiyle ilgili ki­tabını telif ettiği zaman mushafların yazısı kemal derecesine yaklaşmış du­rumdaydı. Nihayet hicrî üçüncü asrın sonlarına doğru yazı, güzelliğinin zir­vesine ulaştı. İnsanlar güzel hatları seçmede ve ayırıcı alâmetleri ortaya atmada yarışır oldular. «Şeddeli harf İçin parantez gibi bir alâmet koydular. Vasıl elifi için, bir öncesi harfin meftuh, meksur veya mazmum olduğuna bakarak üstüne, altına veya ortasına bir çizgi çizdiler.» [118]

Kur'an yazısının güzelleştirilmesinde ne engellerle karşılaşıldı! Hicri aânn sonlarına kadar Kur'an noktaları hususunda âlimler ihtilafa devam et­ti. Noktalama işinin hoş karşılanmaması çok erken zamanlarda, değerli Sa-habî İbnu Mesud'un «Kur'an'ı îecrid edin ve ona birşey karıştırmayın» [119]

sözünü söylediğinde başiadi.Aynca Tabiîn arasında mushaflara hoş koku sürülmesi, yapraklarının arasına gül yapraklarının konmasını biie hoş kar-şılamayanlar vardı. [120] Etbauttabiîn döneminde İmamı Malik (v.a.) [121] bu meselede durumları birbirinden ayırmayı tercih eder. «Âlimlerin Kur'anı öğrendikleri mushafların noktalanmasını mubah, ama ana mushafların nok­talanmasını mubah görmezdi.» [122] Bununla birlikte muhafazakâr çev­reler mushafiarm noktalanmasını hoş karşılamıyordu. Zaman zaman mu­tedil kimseler orîaya çıkıp noktalama ve ta'şîr işini birbirinden aysran ve noktaların, Kur'anın tecrid edilmesine muhalif olmadığı hususunda halkı uyaranlar oluyordu. el-Halîmî [123] şöyle demektedir: «A'şâr, ahmâs ve sûrelerin isimleriyle âyet sayılarının yazılması «Kur'an'ı tecrid edin» sözün­den dolayı hoş karşılanmaz.» Noktalara gelince onlar caizdir. Çünkü onlar­dan dolayı Kur'andan olmayan birşey Kur'andanmış vehmine sebep değil­dir. Aksine, okumanın ne olduğuna delâlet eden işaretlerdir. Bu sebeple onlara muhtaç olanlar için zararları yoktur. [124] Kaîdı ki noktalarla ta'şir arasındaki bu açık ayırım hicrî beşinci asrın başlarına kadar muhafazakâr çevrelerin noktalamasiz ve işaretsîz m us haftan okumada ısrar etmelerine engel olmadı. Bu katı kimselerin gözünde bu alâmetlerin çıkarılması bir bid'-atden başka bir şey değildir. Her bid'at de sapıklıklar ve her sapıklık ateş­tedir. -ed-Dânî'nîn de dikkat çektiği gibi- harekeler yerine bazı noktala­maların kullanılmasına göz yumuyor, ama Kur'anın harekelerin kendisiyle harekelenmesine, şiddetle karşı koyuyorlardı. Oysa çağlarında bunu sa­kıncalı bulmayanlar pek çoktu. [125] ed-Dânî'nin kendisi mücerred Kur'an nacsı ile bu nassm daha açık okunabilmesi için ona ilâve edilen harekeler arasında bir farkın bulunduğu­nu kabul ediyordu. «Noktalama işaretlerinin siyah mürekkeple yazılmasını caiz görmüyordu. Çünkü o zaman noktalar Kur'an yazısıyla karışacaktı. Çeşitli kıraatlerin farklı mürekkeplerle bir mushafta bir arada gösterilmesi­ni de caiz görmüyordu. Çünkü'bu, yazının birbirine karışmasına sebep olu­yordu. Ona göre harekeler, tenvin, şedde, sükûn ve meal kırmızı mürekkep­le ve hemze de sarı mürekkeple yazılmalıydı.» [126]

Sonra öyle bir zaman geldi ki, halk, daha önce hoş karşılamadığı nokta lamayı ve karşı çıktıkları harekeleri sever oldu. Daha önce nokta ve hare-kelerin Kur'anı değişikliğe uğratmalarından korkuyorlardı. Şimdi noktala­ma ve harekelerin bulunmaması halinde cahillerin Kur'an'ı yanlış okumala-rından endişelenir oldular. O halde Kur'anın noktalanmasının bazen hoş karşılanmaması ve bazen hoş karşılanmasının temel sebebi, Kur'an rıassı-m olduğu gibi koruma endişesidir. en-Nevevî [127] şöyle demektedir: «Mus-hafin 'noktalanması ve harekelenmesi, yanlış okunmasının önüne geçtiği ve onu tahriften koruduğu için müstahabtır.» [128]

Başlangıçta alimlerin hoş karşılamadıkları ve daha sonra mubah ya* hu t müstahab gördükleri sonradan çıkmış meselelerden biri de her sûre­nin başına o sûrenin ismini yazmak, âyet başlarında âyetleri biribîrinden .aysran işaretler koymak ve Kur'anı cüzlere, cüzleri hiziblere ve hizibieri de rubu'iara ayırarak bunların her biri için özel işaretler kullanmaktır.

Âyet başlarını gösteren işaretler âyetlerin birbirinden ayırt edilmesine ihtiyaç duyulduğu için halk tarafından diğer işaretlerden önce hüsn-i ka-fcul gördü. Özellikle âyetlerin tertibinin tevkifi olduğuna icma hasıl olduk­tan sonra. [129] Ancak sayı içîn konan alâmetler birbirinden farkiı idi. Ba­zen her âyet başında o âyetin sûre içerisindeki sayısının rakkamını yazı­yor bazen de yazmıyorlardı. Bazen her on âyet bittiğinde kelimesi­ni yahut bu kelimenin ilk harfi o!an « p- » harfinin baş kısmını [130] ya da her beş âyetin sonunda kelimesi veya bu kelimenin ilk harfi olan harfini yazıyorlardı ve bunda bir beis görmüyorlardı.

Ama sûre başlannaa yazılan sûrenin ismi ve ihtiva ettiği Mekkî ve Me­deni âyetlerin kaydedilmesi meselesine gelince, muhafazakâr çevrelerde buna şiddetle karşı çıkılması tabiî idi. Çünkü değil halk kesimi, âlimlerden birçoğu bu işlerin tevkîfî olmadığına inanıyordu. Aksine bu hususta sahabenin ictihad payı az değildir. Sûrelerin tertibinin ictihadî olduğunu kabui etmeyip âyetlerin tertibinde olduğu gibi onların da tertibinin tevkîfî olduğu­nu tercih etmiş olsak biie, sûre isimlerinin tevkîfî olduğuna dair kuvvetli delillere sahip değiliz. [131] Bazı sûrelerin Mekkîliği ve diğer bazısının Me­denîliği konusunda icına bulunduğunu İddia edemeyiz. Her sûre için bunu söyleyemiyoruz. Zaten bu ihtilaftır ki sûre başlarında sûre unvanının ya­zılması şiddetli muarazalarla karşılaşmıştır. Lâkin karşı çıkma olayı kısa bir müddet sonra hafifledi. [132]İnsanlar bu unvanları yazmakla yetinme­yip aksine onları süsleme ve tezhip sanatına koyuldular. Öyle ki cahiller ne­redeyse bu tezhip ve süslerin Kur'anın ayrılmaz bir parçası olduğuna ina­nır oldular.

İnsanlar âyetler arasında fasıla işaretlerini kendilerine mubah görün­ce sûre başlarındaki unvanları yazmaya da cüret ettiler. Artık çeşitli şekil­lerde Kur'an'ı tecvid etmekten onları alıkoymak mümkün değildi. Mushaf­ları cüz ve hiziblere ayırmak da onları tevcid etme şümulünde mutaiâa edi­liyordu. Bunun için me'sûr rivayetlerden deliller araştırmaya da koyuldular. Ez-Zerkeşî şöyle demektedir: «Hiziblere ve cüzlere ayırmaya gelince med­reselerde ve başka çevrelerde cüzlerin sayısı otuz olarak şöhret bulmuştur. Ahmed b. Hanbel, Ebû Davud ve İbnu Mâce'nin Evs b. Huzeyfe'den yap­tıkları bir rivayette, Evs, Rasûlüllahın ashabına, Kur'anı nasıl hiziblere ayır­dığını sormuş, ve onlar da: üç, beş, yedi, dokuz, onbîr ve onüç olarak cevGp vermişlerdir. Mufassal hizb ile  arasıdır. [133]

Hattatlar mushafların tecvidi ve yazısının güzelleştirilmesi işine giriş­ti. Denilir ki: Halife Velid (H. 86 yılından H. 96 yılma kadar) mushafların ya-zılışı için, hattının güzelliğiyle şöhrst bulan Medine'de Mescid-i Nebt'nin mihrabındaki hattın sahibi olan Halid b. Ebi'l-Heyyac'ı görevlendirdi. [134] Hicrî dördüncü asrın sonlarına kadar hattatlar mushafîarı kûfî yazısıyla yazmaya devam etti. [135] daha sonra beşinci asrın başlarında onun yeri­ni güzel nesih yazısı aldı. Hâlâ günümüze kadar kullanmakta olduğumuz nokta ve harekelerin hepsi bu yazıda mevcuttu.[136]

Aüah (c.c.) matbaa kanalıyla da kitabının, dünyanın her tarafına yayıS-massnı diledi. Matbaa yazısı da diğer yazı gibi tecvid ve güzelleştirme dev-

relerinden geçti. Kur'anm ilk baskısı miladî 1530 dolaylarında Bındıkıyye'de gerçekleşmiş lâkin kilise yetkilileri çıkar çıkmaz yok edilmesi fermanını ya­yınlamışlardı. Daha sonra Hinkelmann, Hanbautg şehrinde Kur'anın matbaa baskısını gerçekleştirdi. 1698 yılında Padoue'de Maracci onu takip etti. Bu üç baskının da İslâm âleminde zikre değer etkilen olmamıştır. [137] Kur'an' in sırf müslümaniar eliyle yapılan ilk matbaa baskısı 17S7 yılında Rusya'da Saint-Petersbourg şehrinde olmuş ve bunu Mevlây Osman gerçekleştirmiş­tir. Benzeri bir baskı da Kozan'da olmuştur. [138] Ardından İranda iki taş basması yapılmıştır. Bunlardan iiki Tahran'da H. 1248- M 1828yılında, diğeri de Tebriz'de H. 1253 -M. 1833 yılında yapılmıştır. Flügel 1834 yılında Leip-zig'de özel bir baskı yaptı. Yeni ve kolay İmlâsı sebebiyle Avrupalılar ara­sında eşsiz revaç bulan bu baskı İslâm âleminde başarıya ulaşamadı. Hin­distan'da da Kur'an'ın çeşitli baskıları yapılmıştır. İstanbul ilk olarak 1877 yılında bu önemli işe yöneldi,

Daha sonra değerli, büyük ve mutlu bir olay gerçekleşti. H. 1342 -M. 1923 yılında Ezher ulemasının gözetiminde Kahire'de Allah'ın Kitabının gü­zel ve mükemmel bir baskısı gerçekleştirildi. Bu baskı Kral Fuat l'in emriy­le teşekkül ettirilen heyetin kararıyla gerçekleşmiş ve Hafs'ın rivayeti ile Âsım'ın kıraetine göre zabtedilip yazılmıştı. İslâm âlemi bu baskıyı hüsn-i kabul ile karşıladı. Yılda milyonlarca nüsha basılmaya başladı ve neredey­se mütedâvil tek nüsha durumuna geçti. Çünkü yeryüzünün doğusunda ve batısında âlimler bu baskının yazısının ve resminin mükemmeliyetinde itti­fak etmişlerdir. [139]                                .

 

--------------------------------------------------------

 [93] Vefeyâtu'!~A'yân,  1/125.  Ebu  Ahmed el-Askerî  İçin  bk.  es-Suyûtî,    Buğyetu'i-Vuâî. b. 221                                                                               

Brockelmann, «Tarîlıu Âdâbi'l-Arab (Geschichte der Arabischan Literatür)» eserin­de Ebu'l-Ahmed el-Askerî  ile Ebu'l-Hilâl eİ-Askerîyi birbirine karıştırmış (1/27) amb :         sonra bunun farkına vararak İlâvesinde bursu tashih etmiştir.

[94] ed-Dânî, e!-Muhkem. s. 18-19.

[95] tonu Ebi Davud, Kitabıı'l-Mesahlf s. 117 Ayrıca bk. Geschichte des Qorantexts, s. 255

[96] İbnu ebi Davud, Kitabıı'l-Mesahif, s. 117 ayni sayfada onbir yerde zikredilmektedir,

[97] İbnu ebî Davud, kitabu'l-Mesahlf, s. 32.

[98] es-Suyuîi el-ltkan'da 2/2BÛ dört kişi olduklarım rivayet eder ve yukarıdaki üç kişi­ye Hasan Basrî'yi ekler. Oysa Kur'on'ın noktalanması hususunda Hasan'ın rnüsbet bir tavrı.bilinmemektedir. O sadece noktalanmasında birkerahet görmüyor ve tik do-■ nem âlimleri gibi şiddetle karşı koymuyordu, ibnu ebi Davud, Hasan-ı Basrî ve İbnu Sîrin'ın «Kur'anın noktalanmasında bir beis görmediklerini» rivayet eder. el-İtkan, 2/290. Belki de noktalama işinde Hasan'ın gevşeklik göstermesi ve onu hoşlanma-mazlıkla karşılamaması, Mushaf m noktalama işini ilk yapanlar arasında zikredilme­sine sebep olmuştur.

[99] Yohya b. Ya'mer, hicrî 45 senesi dolaylarında Basra'da doğdu. Hayatının bir bölü­münü Irak'ta geçirdikten sonra Horasan'a hicret etti. Havası, Hz. Ali ve taraftarların­dan yana esiyordu. (Bk. Vefeyaîu'l-A'yan, 2/227} Belki de bu sebepten dolayı el-Hac-câc onu Horasana sürgün etmiştir. Gençliğinde İbnu Abbas ve İbnu Ömer'den riva­yette bulunduğu söylenir. Katade (öl. 118) de kendisinden rivayet etmiştir. İbnu Ya'­mer daha sonra Merv. şehrine kadı olmuş ve H. 120 senesinde burada ölmüştür. (Bk. Vefayatu'l-A'yan, 2/227. Gayetu'n-Nihaye fî Tabakati'l-Kurra', s. 381. Buğyeîa'l-Vuât, s. 417., Sîrelu'n-Nübelâ'da doksandan önce vefat ettiği ifade edilmektedir.

[100] Nasr b. Asını el-Leysî: Basra Kurrâsından biridir. Ebu'l-Esved ed-Düelî ve Yahya D. Ya'mere  talebelik yapmış ve Ebu Amr b. el-Ala'da kendisine talebelik    yapmıştır, H. 89 yılında vefat etmiştir. {Bk. Buğyetul-vuât, s. 403; Tabakatu'l-Kurrâ, s. 338)    .

[101] Yazılmamış Dikkat.

[102] el-Burhan, 1/378

[103] Onun İçin ez-Zerkeş! (et-Burhan'da 1/250} el-Müberred'den şu sözü nakleder: <tKur'-an'ı İlk noktalayan Ebu'l-Esved ed-Düeli'dir.» el-Muhkem'de de (s. 6.) ayni şey nak­ledilmektedir.

[104] et-Tevbe:3

[105] el-Burhan'da,  1/250-251   şöyle denmektedir:  sEbu'l-FeFec, Ziyad  b.  Ebi     Süfyan'ın Ebu'l-Esved'e Kur'an'ı noktalamasını emrettiğini zikreder.»

[106] ez-Zerkânî, Menahiiu'l-İrfan, 1/104: ayrıca bk.  Ibnu'l-Enbârî el-İzah, 1/16-17

[107] el-ltkan, 2/2S0 .

[108] Bk. Geschichte des Qorantexts, s. 261 {cf. Blach, Intr., S. 80 note: 103)

[109] ei-Masahif, s. 14l:Harun b. Musa (el-Muhkem, s. 5 de ve Buhari de (Gâyetu'n-Niha-ye, 2/331 de) ayni şeyi söyler.

[110] Vefeyâtu'l-A'yan, 2/227: ayrıca bk. el-Burhan, 2/250,

[111] Müsteşrik Blâhere'm dediğiyle karşılaştır. (Blachere, Intr., Cor.. s. 80)

[112] Bu rivayeti Ebu Ahmed el-Askerî'nm «et-Tashif» isimli kitabından ibnu Hallikön nak­letmektedir.  1/135.  1310  baskısı.

[113] Görünen o ki bu, Cahız'ın görüşüdür. el-Burhan 1/251 de şöyle denilmektedir: «e!~ Cahız, «el-Emsâr»  kitabında Kur'an'ı ilk noktalayan kişinin'Nasr b. Âsim olduğunu söylemektedir.»' el-Muhkem s. 6 ile karşılaştır.

[114] el-Haül b. Ahmed el-Ferâhîdî el-Ezdi: Künyesi Abdurrahman clup zamanında    Arap dilinin imamıdır. Aruz veznini ortaya koyan odur. H. 175 yılında vefat etmiştir.

[115] el-Muhkem, s. 9

[116] Ebu Amr ed-Dânî, Kitabu'n-Nukat, s. 133: (Ayrıca bk el-ltkan 2/290) Kars. Geschioh-te des Qorantext&, s. 262 (el. Blach., Intr. Cor. s. 97)

[117] Seni. b. Muhammed: Ebu Hatun es-Sicistânî olarak tanınır. Aşrının dilcilerinin bü-yüklerindendir.  H. 248 yılında vefat etmiştir.  İbnu  Eb|   Davud    Kitabu'l-Mesahif'de Kur'an yazısıyla ilgili Ebu Halimin bazı sözlerini nakletmektedir, s. 114.

[118] ez-Zerkânî,  Menahilu'l-İrfân, 1/104.

[119] Bu rivayeti Ebu Ubeyd tahrîc etmiştir, (bk. el-ltkan, 2/290). Kars el-Muhkem, s, 10

[120] Mücahıdden rivayet edildiği gibi. (bk. el-Muhkem. s. 15)

[121] Medine ehlinin imam; olup hadiste emiru'l müminindir. Malik b. eııes b. Mâlik    b. Eb; Âmr el-Esbahî, Künyesi Ebu Abdillahtır.  «el-Muvatta» isimli eserini    kırk yılda hazırlamış ve bu müddet içerisinde onu Medine fakîhlerinden yetmiş fakîhe arzet-miştir. H. 173 yılında, vefat etmiştir.

[122] Ebıı Âmir ed-Dönî, en-Nukat, s. 134; el-ltkan, 2/291.

[123] Ebu Abdülah Hüseyn b. ei-Hasen el-Halimî el-Cûrcâni. Kitablcnnın en önemlisi «el-Minhûcsdır. H. 403 yılında vefat etmiştir.

[124] el-ltkan, 2/291

[125] Ta'şîr:  Her on âyetten  sonra bir alâmet  koyma.    ed-Dânî,    en  Nukat,  s.   134-14.

[126] el-ltkan, 2/291, Ayrıca bk. ed-Dânî, en-Nukat, s. 133.

[127]   el-İmam el-Hafız Muhyiddin ebu Zekeriyya Yohya b. Şeref en-Nevevî: Muhaddislerin  büyüklerindsndir. Hadis ilimlerinde pek çok ve meşhur eserleri vardır. Sahih-i Müsii-me yazdığı şerh, kitaplarının en meşhurlanndandır. H. 676 yılında vefat etmiştir.

[128] ei-ltkan, 2/281. ez-Zerkânî de cMenahilü'l-İrfan, 1/402) de en-Nevevî'nin bu naklettiği­miz ibaresini daha uzun şekilde nakleder. İstifadenin tam olması için onu    buravu alıyoruz: en-Nevevî «et-Tıbyan»  isimli kitabında şöyle demektedir:  «Alimler dedi ki: Mushafın noktalanması ve harekelenmesi müstahabtır.    Çünkü bu,    yanlış    okun­maktan  onu   korur. eş-Şa'bî ve  en-NahTnin  noktalamayı   hoş     karşılamamalarına gelince, kendi zcmanlannda Kur'an'm değişmeye uğramasından korkmalarından dolayı idi. Şimdi,ise böyle bir

endişe söz konusu değildir. Bu, iyi muhdeslerdendir. Benzeri muhdeslorde: İlmin tasnifi, medreselerin ve sınır boyunca ribatiann inşası vs. de olduğu gibi ona da karşı çskilmaz Vallahu a'lem.»

[129] Bununla birlikte âlimler âyetlerin sayısında ihtilâf etmişlerdir. ez-Zerkeşî (el-Burhan 1/251-252)  de bu  İhtilâfın sebebinin     «Peygamber  (s.a.v.) in  âyetin    yerini    tesbiî için âyet başlarında durması ve yerini tesbit ettikten sonra vaslederek okuması ve dinleyicinin orada bir fasılanın bulunmadığını zannetmesi»  olduğunu  belirtir:

[130] el-Burhan 1/251 de şöyle denilmektedir: «A'şâr'in konulmasına gelince, bir görüşe göre Abbasî halifesi ei-Me'mun'un emriyle konmuştur. Başka bir görüşe göre ise el-Haccâc tarafından konulmuştur.                                                           

[131] Bk. ez-Zerkeşi, el-Burhan, 1/270; el-iîkan, 1/90.

[132] Bu unvan ve İşaretlerin yazılışı hakkında karşı çıkanlarla çıkmayanların tavırları için bk. İbnu Ebi Davud, Kitabu'l-Mesahif s. 158.

[133] el-Burhan, 1/250. Kur'anın otuz cüz'e bölünmesi böylece yaygınlaştı. Medreselerde okuyan küçük talebelere kolaylık olsun diye bu cüzler müstakil olarak da basılmış­tır. Daha sonra bir cüz'ün İkiye ve hizbin de dört çeyreğe bölünmesi yaygınlaştı.

[134] İbnu'n-Nedim-el-Fihrist, ^fuhuel Baskısı-1871.

[135] Mushaffann  yazıldığı  hat  şekileriyie  ilgili  olarak   Moritz'in   İslâm  Ansiklopedisinde yazdığı maddeye bak. Kûfî hattın neden tercih edildiği için de bk. Geschicthe des ûorantexts, 251 s. 99 «cf. Piach., Intr., 8 Note 112.»

[136] Bk. Blachere, Intr. Cor., s. 133.

[137] Blachere İd., s. 133,

[138] Kur'anın matbaa baskısının bu dönemleriyle ilgili malumatı müsteşrik Blachere'den aldık. Bk. Blachere Intr. cor. s. 133.

[139] Dr. Subhi es-Salih, Kur’an İlimleri, Hibaş Yayınları: 74-81.

Gösterim: 5310