Bir Ayet

Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
Bakara, 2/110

Bir Hadis

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.
Müslim

Bir Dua

"Rabbim, Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman sahibi erkekleri ve kadınları bağışla, zalimlerinde ancak helakini arttır."
Nuh- 28

Bir Söz

Zalimleri bağışlamak yoksullara cefadır.
Sâdî

Hz. Osman Zamanında Kur'an'in Cem'i

Kategori: Kuranı Kerim

Hz. Osman Zamanında Kur'an'in Cem'i 

Buhârî «Sahih» inde İbnu Şihab senediyle Enes b. Mâlik'in şöyle dedi­ğini rivayet eder: Ermenistan ve Azerbaycan seferine iştirak eden İrak ve Suriyeli askerler arasında kıraat farklılıkları belirdi. Huzeyfe b. el-Yeman Hz. Osman'a gelip kıraat farklılıklarından endişe duyduğunu belirterek şöy­le dedi: «Yâ Emire'l-Mü'minîn, bu ümmet Kur'an-ı Kerîm hakkında Yahudi ve Hıristiyanların düştüğü ihtilâfa düşmeden onun imdadına yetiş. Bunun üzerine Hz-. Osman, Hz. Hafsa'ya haber göndererek, «Bize Kur'an sayfala­rını gönder, onları sayfalara çoğalttıktan sonra sana iade edelim» dedi. Hz. Hafsa sayfaları gönderdi. Hz. Osman, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. ez-Zü-beyr, Said b. el-Âss, Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam'a em­retti ve onlar da bu sayfaları çoğalttılar. Hz. Osman onlara bu görevi ve­rirken, Kureyşli üç kişiye şöyie emreder: Şayet Kur'an'dan bir şey hususun­da Zeyd b. Sabit'le aranızda bir ihtilâf olursa, onu Kureyş lehçesiyle yazın. Çünkü Kur'an onların diliyle nazil olmuştur.» Heyet emri yerine getirerek Kur'an'ı istinsah etti. Hz. Osman da asil sayfalan Hz. Hafsa'ya gönderdi ve çoğaltılan Mushaflardan her birini bir eyalet halkına göndererek bu mushaf dışında Kur'andan her kimde ne bulunursa onu .yakmasını "emret­ti.» [54]

Bu sahih rivayet bize beş önemli hususu dikte ettirmektedir:

 

Birincisi: Kur'an'ın kıraati hususunda müslümanların ihtilâfa düşmele­ri, Hz. Osman'ın, Hz. Hafsa'nın yanında bulunan sayfaların mushaflar hâ­linde çoğaltmasında temel etkendir. Onun için Blachere ve benzeri müs­teşriklerin Hz. Osman'ın Kur'an'ı cemetme niyetine şüphe düşürme gay­retlerinin hiç bir dayanağı yoktur. Bu halîfenin bu önemli işi «aristokratik» bir eğilimle yaptığını neye dayanarak iddia ediyorlar? Onların iddiasına gö-

re, Hz. Osman, en ileri temsilcilerinden bulunduğu Mekke «aristokrasisi» sınıfının adıyla bu işe girişmiştir. [55]

Bu konuda geniş hayalleri ve yalancı zanlarının ötesinde hiç bir mes-netSeri yoktur. Değilse bu iddialarını destekleyebilecek sahih tarihî rivayet nerede? Akıi sahibi bir kimse tarihte güvenilirlik, zabt ve emanet hususla­rında benzerine tanık olmadığı Buhârî gibi kimsenin rivayetine bu saçrna-Eıkfannı tercih eder mi?

İkincisi: Bu işle görevlendirilen komisyon dört kişiden oluşuyordu [56].

Medîne'li ve Ensardan olan Zeyd b. Sâbit'i istisna edersek diğer üç üyenin hepsinin lyiekke'li ve Kureyşli [57] olduğunu görürüz. Ayrıca bu dört kişinin hepsi sahabenin en güvenilir ve en faziletlilerindendir. [58]

Üçüncüsü: Dört kişiden oluşan komisyonun çoğaltılan mushaflar için Hz. Haîsa'nın sahifelerini tmel kabul etmesi, Ebu Bekr'in cemettiği as!a dayandığı anlamındadır.

Dördüncüsü:'Kur'an-ı Kerim Kureyş lehçesiyle inmiştir. Üç.Kureyşii ile Zeyd arasında Kur'an metninin yazılışı için tercih edilen lehçe de odur. İleride de göreceğimiz gibi bu, Kuf'an'ın indiği yedi harfi ihtiva eden yazılışına aykırı değildir. Çünkü o yazı hareke ve noktaları ihtiva etmiyordu ayrıca kıraat vecihlerini tek yazı İçine almadığı zaman bu kıraatler musrıaf-iara tevzi ediliyordu.

Beşincisi: Hz. Osman bu dört kişilik komisyonun istinsah ettiği mus-haflardan her birini eyaletlere göndermiş -ve ihtilâfı kökünden kazımak için- özel sayfa ve mushaflann yakılmasını emretmiştir.

Görünen o kî, kıraat hususunda müslürnanlar arasındaki ihtilâflardan endişelenen sadece Huzeyfe b. el-Yeman değildir. İhtilâf çoğalmış ve sa-habe-i kiram bundan endişe.duymaya başlamıştı. Durum Hz. Osman'a ulaş­mış ve daha da şiddetlenmeden icab edeni yapması gerektiği kanaatma varmıştı. İbni Cerir et-Taberî, Eyyub vasıtasıyla Ebu Kulâbe'den naklettiği bu rivayetle buna işaret etmektedir. Bu rivayette Ebu Kulâbe şöyîe der: cHz. Osman'ın hilâfeti zamanında her Kur'an öğreticisi, bir kişinin kıraati üzere öğretiyordu. Kur'an okuyan talebeler karşılaştıklarında aralarında ihtilâf çıkıyordu. Durum öğreticilere aksedince onlardan bazısı diğerinfn kıraatim tekfir eder oidu. Nihayet Hz. Osman bundan haberdar olunca halka hitab ederek şöyle dedi: Siz yanımda olduğunuz halde ihtilâfa düşüyor ve yanlışlıklar yapıyorsunuz. O halde benden uzak olan bölgelerde ihtiiâf da­ha şiddetli ve yanlışlıklar daha fazla olacaktır. Ey Muhammed'in ashabı, bir araya gelin ve halka bir imam nüsha yazın. [59]

Peygamberin vefatından sonraki müddet içerisinde Hz. Hafsa'nın sa-hifeleri yanında şöhrete kavuşan başka nüshaların mevcudiyeti bu ihtilâfa yardımcı oluyordu. Nihayet Hz. Osman halkın hepsini bir mushaf üzere topîadî. Bu mushaflann en meşhurları onları cemedenlere nisbet edilen İb~ nu Ka'b'ın mushafı ile Abdullah b. Mesud'un mushafıdır. [60]

Bilinmeyen ve şöhret derecesine ulaşmayan başka mushafiar da mev­cut olabilir. Nitekim İbnu'n-Nedîm «el-Fihrist»te, İbnu Ebî Davud «el-Mesa-hıf» te bunlardan bahsetmektedirler. Her ne kadar sayılarında mübalağaya meyletmiyorsak da... Çünkü herhangi bîr dönemde bunların varlığını pe­kiştirecek herhangi bir sahih rivayet mevcut değildir. [61]

Şunu da belirtelim ki bu mushafiar bize ulaşmamıştır. Bize ulaşan, bu mushaflarda sure tertibi ve kıraat vecihleriyle ilgili bazı rivayetlerdir. Araş­tırılıp tesbit edilmeye muhtaç pek çok yönleri vardır. [62] Lâkin Hz. Osman'­ın bunları yakma kararı [63] hiç şüphesiz çok yerinde bir karardır. Çünkü kalmaları, özellikle Peygamber (s.a.v.) İn döneminden uzaklaşınca daha çok ayrılıklara sebep olacaktı.

Hz. Osman'ın bu davranışı halk tarafından hüsn-ü kabul gördü. [64] Ancak İbnu Mesud'un kendine has bir mushafı vardı. Başlangıçta bu emre karşs çıkmış ve mushaîını yakmaktan kaçınmıştı. [65] Daha sonra Allah (c.c.) hakikatte ümmetin tamamının görüşü olan ve ümmet İçerisinde ihtilâ­fı ortadan kaldıran Hz. Osman'ın görüşüne dönmesini ilham etti. [66]

Dört kişiden oluşan komisyon hicrî yirmibeş [67] yılında Hz. Osman'ın kararını uygulamaya başladı. Kur'an hafızı olmalarına rağmen Hz. Osman Hz. Hafsa'mn sahifesini çoğaltmlarını emretmişti ki çoğaltılacak bu mus-haflar, Peygamber (s.a.v.) in huzurunda yazılmış olan belgelere dayalı olan Hz. Ebu Bekir'in cemettiği nüshaya dayansın. Böylece ileri geri söylenecek her şüphenin önü alınmış oldu. Ebu Abdillah el-Muhasibî şöyle der; «... Kur'an'ın kendisinden çoğaltıldığı sahifeler, asıl olsun diye Ebu Bekir'in yanında muhafaza ediliyordu. Ölümüne kadar da yanında kaldı. Sonra Hz. Ömer'in vefatına kadar onun yanındaydı. Sonra da Hz. Hafsa'ya devredil­di. Hz. Osman döneminde herkesi tek kıraat üzere toplama ihtiyacı hasıl olunca Hz. Osman bu asıl nüshayı aldı ve mushaflara çoğaltıldı...» [68]

Hz. Hafsa'mn sahifeleri kendisine geri verilince ölünceye kadar onda kaldı. Bu arada Mervan b. el-Hakem (öl. yakmak için onları Hz. Hafsa'-dan istemişse de, Hz. Hafsa onları teslim etmedi. Ama vefatından sonra Mervan onları alıp yakmış ve bu görüşünü şöyle savunmuştur: «Bunu yap-tim. Çünkü onlarda bulunan yazılmış ve asıl nüshaya alınıp muhafaza altı­na alınmıştır. Korktum ki aradan uzun müddet geçer ve bir şüpheci çıkar da onlar hakkında şüpheye düşer.» [69]

Hz. Osman'ın eyaletlere gönderdiği mushafiarın sayısı hakkında ihti­lâfa düşülmüştür. Ebu Amr ed-Dânî [70] el-Muknî de şöyle demektedir: «Âlimlerin çoğu Hz. Osman mushafları yazdığı zaman onları dört nüsha olarak çoğalttığını ve bunlardan herbirini bir tarafa: Küfe, Basra ve Suriye'­ye gönderdiğini ve birini de yanında muhafaza ettiğini söylemektedir. Bir rivayete göre yedi nüsha olarak çoğaltılmış ve yukarıdaki yerlere ek olarak Mekke, Yemen ve Bahreyn'e birer nüsha göndermiştir. ed-Dârânî, birinci görüşün daha doğru ve âlimlerin bu görüşte olduğunu belirtir.» [71] es-Suyûtî ise, meşhur rivayete göre beş adet olduğu görüşündedir. [72] Hz. Osman'ın Medîne'de yanında alıkoyduğu asıl nüsha da eklenecek olur­sa sayıları altıya ulaşmaktadır. Beş sayısına asıl nüshayı eklemekle beşi ai-tıya yükselttiğimiz gibi adı gecen nüshayı aralarında saymadığımız zaman yedi sayısını altıya irca edebiliriz. Onun için bizler şu görüşe meylediyoruz:

Komisyon yedi mushaf çoğaltmış ve Hz. Osman bunlardan ait tanesini çe­şitli bölgelere göndermiş ve bir tanesini de yanında alıkoymuştur. Bazı fertlerin, Hz. Osman'ın mushafından kendilerine çoğalttıkları bazı nüshala­ra nail olmaları bu görüşe meylimizi artırmıştır. Nitekim Abdullah b. ez-Zü-beyr ve mü'minlerin anaları Hz. Aîşe, Hafsa ve Ümmü Seleme'nin (Allah hepsinden razı olsun) böyle davrandıklarını biliyoruz. [73] Bize öyle geli­yor ki halife Hz. Osman'ın -nüfuzları ne olursa olsun- bazı fertlerin resmî nüshalara sahip olmalarına izin verip müslümanlar arasında ittifak sağla­yan ve aralarındaki ihtilâfı kaldıracak olan bu mushaf nüshalarını İslâm di­yarına göndermekte oimri davranması mantıkî değildir. Hele Allah kitabının mushaflar halinde çoğaltılması düşüncesinin asıl sebebinin Kur'an kıraati hususunda müslümanların ihtilâfı olunca...

Ama bu mushaflann kesin sayısı ne olursa oîsun bunların hepsi Kur'-on'ın tamamını içine alıyordu. Herbirinde nokta ve harekelerden hâlî yüzon-dört surenin hepsi mevcuttu. Hz. Ebu Bekir'e uyularak bu mushaflarda da ne hareke ve ne de surelerin isimleri ile fasılalar vardı. Bunların hepsi yok­tu. Bunun ötesinde Hz. Osman'ın müshafiarı Kur'an'dan olmayan şerh ve tefsirlerden de tecrid edilmişti. Sahabeden bazısı, Rasûiüllah (s.a.v.) den duyduğu tefsir ve izahı mushafına not ediyordu.    Meseîâ İbnt    Mes'ud:âyetini şu şekilde okuyup mushafına yaz­mıştır: Hiç şüphesiz bu son fazlalık tefsir ve izah içindir. Çünkü ümmetin icma' ettiği mushaflann büyük   ço­ğunluğuna muhaliftir. İbnu'l-Cezerî bunu vuzuha kavuşturarak şöyle   de­mektedir: «Bozan kiraatiara tefsir ve açıklamaları sokarlar. Çünkü   Pey­gamber (s.a.v.) den Kur'an olarak aldıklarını kesinlikle biliyorlardı. Kur'an İle izahı bir birine karıştırmayacaklarından emin idüer. Bazan, bazıları   bu izahları da beraberinde yazıyorlardı» [74]. Yani kendine aid olan mushafa Kur'an'la birlikte açıklamaları da yazıyorlardı. Hz. Âişe'nin mushafında ol­duğu gibi.O halde Osman mushaflan Kur'an'dan olmayan ve tefsir, mücmeli taf­sil veya mahzufu İsbat kabilinden olan bütün bu fazlalıklardan tecrid edil­mişti. Âhâd rivayetlerin hepsi atılmıştı. Böylece sûre ve âyetleri bugün eli­mizde mevcut mushaflann tertibi üzere dizilmiş oidu. Hz. Osman mushaf-lannda noktalama ve hareke işaretlerinin olmaması sebebiyle bazı Kur'an lâfızları bir vecihten fazla okunabiliyordu. Meselâ: âyetinde geçen  kelimesi  şeklinde okunmuştur. Yine  âyeti  telakka Âdeme min Rabbihİ kelimâtun şeklinde okunmuştur.          Her iki âyette yazı,   ikivecih okunmaya uygundur. Çünkü her iki şekilde okundukları kesin delille sabittir. Çünkü ya Rasulüüah onları her iki vecihle okumuş ya da sahabe­den biri sûliallahu aleyhi ve sellemin huzurunda onları bu iki vecihle oku­muş ve O da ona itiraz etmeden okuyuşunu kabul etmiştir. Herhangi bit kıraat hususunda buna benzer mütevatir delil söz konusu olduğu zaman ancak yazı bir şekle göre şekillendirilir. Şayet bir kıraat hakkında tevatür derecesine ulaşamamış âhâd rivayet varsa, o kıraat kabul .olunmaz, yazı o kıraate müsaid olsa bile. Sikaların rivayetlerine ters düştüğü için şaz ka­bul edilir. [75] Meseiâ  âyeti şâz ve âhâd rivayete dayalı bir kıraatte şu şekildedir:  Ul t İnnemâ yahşel-lahu mi ibâdihilulemâe».

Bütün bu anlatılanlardan sonra Kur'anî bîr lâfız hakkında birden fazla kıraat tevatür derecesine ulaşmadığında o lâfzın sadece tevatüre ulaşan şekil üzere yazıldığını ve bir veclhten fazla okunuşuyla ilgili tevatür dere­cesinde kıraat bulunup bu kıraatleri bir şekil üzere tesbit imkânı bulun­madığında Kur'an'ı çoğaltan nâsihlerin bazı mushafiarda o kelimeleri bir şekil üzere yazmışken diğer mushafiarda diğer kıraatin şeklini yazdıkları­nı belirtmeye ihtiyaç yoktur. Meselâ Allah Tealân inâyetinde geçen kelimesi hakkında tevatür derecesinde başka bir riva­yet şekli vardır ki bu kıraat şeklindedir. Onun tein bu kelime Hz. Osman'ın mushaflarıhın bazılarında bazılarında da şeklinde yazılmıştır. Kaldı ki bu son neviden çok az mes'ele vardır ki, sayılı birkaç âyette geçer ve bu okunuşlar Kur'an hakkında yazılmış kitapların çoğunda söz konusu edilir.                                            

Hz. Osman insanların Kur'an'ı hafızların hıfzından almayı ve yazılı mushaflardan çok onlara rağbetlerini artırmayi teşvik etmek için genetikle bir bölgeye bir mushaf gönderdiğinde, kıraati o mushafa uygun bir şekilde Kur'an hafızı birini gönderirdi. Zeyd b. Sabit Medine mushafının okuyucusu, Abdullah b. es-Sâib Mekke mushafının, el-Muğîre b. Şihab Suriye Mushafı-nın, Ebu Abdirrahrnan es-Sülemî Küfe mushafının ve Âmir b. Abdilkays Bas­ra mushafının okuyucusuydu. [76]

Hz. Osman'ın şahsî mushaf lan yakmasına gelince, o, ancak sahabe-i kirama danıştıktan ve onların desteğini aldıktan sonra bu işe girişmiştir. İşte Suveyd b. Ğafle şöyle diyor: «Hz. AH dedi ki: Osman'ı ancak iyilikle anın. Allah'a yemin ederim ki o, ancak bizden seçkin bir cemaata danıştık­tan sonra mushaflara yaptığını yapmıştır (yakmıştır.)»  [77] Hz. Ali yine şöyle demektedir: «Şayet Hz. Osman'ın yerinde ben olsaydım,'mushaflara yap-tığım ben de yapardım.» [78]

Bu konuyla ilgilenen çıkıp, Hz. Osman'ın mushaflarına ne oldu, şimdi neredeler? şeklinde bir soru sorabilir ve buna yeterli cevap bulamayabilir. Çünkü tezhiplerle surelerin arasını ayıran nakışlar Kahire'de Daru'l-Kütüb'-de bulunan yazmaların, Hz. Osman'ın mushafları olmadıklarını gösterir. Çünkü Hz. Osman'ın mushaflannda bunlar mevcut değildi. Oysa müsteşrik­lerden bazısı, eski âlimlerden bazısının bu mushafları yahut bu mushaflar-dan bazı sureleri belli İslâm memleketlerinde gördüklerini te'kid eden bir­çok tarihî rivayeti zikretmişlerdir. Bu müsteşriklerin başında OuatremeYe gelir. Berğestrasser ve Pretzel de Kur'an metni tarihiyle ilgili çalışmalarında bu rivayetlere yer vermişlerdir. [79] Yine müsteşrik Casanova, selefi Quat-remeere'in araştırmalarına dayanarak bu meseleyi tekrar gözden geçirmiş ve bu konuya bazı ilâvelerde bulunmuştur. Hz. Osman'ın mushaflarmdan birinin hicrî dördüncü asır başlarında bazı ilmî çevrelerce bilindiğini bu müsteşrikten öğreniyoruz. [80] Meşhur gezgin İbnu Batuta'nın kendisi Gır­nata, Merakes, Basra ve diğer şehirlere yaptığı birçok seyahatinde Hz. Os­man mushafları olduğu sanılan bazı mushafiarı veya bazı sayfalarını bizzat görmüştür. [81] Lâkin Casanova bu hassas ve faydalı malûmatı serdettik-ten sonra tarihî değeri hakkında şüphesini ifade etmekten de geri kalmı­yor. Kur'anla ilgili çalışmalar âleminde en garip ve cüretkâr bir iddia ileri sürüyor. Ona göre Hz. Osman'ın mushafı cem'i vehmî bir hikâyeden ibaret­tir ve halife Abdülmeiik b. Mervan zamanında düzülmüştür ki mezkûr ha­life döneminde mushaflann yazısına idhal edilen mübalağalı süsleme ve tezyinata zemin hazırlanmıştır. [82] Casanova bundan da daha garip ve hiçbir akıl sahibinin hatta dostları müsteşriklerin bile [83] kabul edemiye-ceği çocukça ve saçma bir hüküm ileri sürüyor ve Kur'an'ı cem'eden ilk zatın el-Haccac Yusuf es-Sakafî olduğunu söylüyor [84] Müsteşrik Biachere bu görüşün tutarlı olmadığını şöyle ifade eder: «Sabit rivayetlere da­yanmayan Casanova'nin bu cüretkârca iddiasını asla kabul edemeyiz.» [85]

Hicri sekizinci asrın âlimlerinden olan İbnu Kesir [86] Şam mushafını bizzat görmüştür. İşte bu âlim «Fezâilu'l-Kur'an» isimli eserinde şöyle de­mektedir: «Hz. Osman'ın Mushaflarının asıllarına gelince, bugün için on­ların en meşhuru Suriye'de Şam Camiinde bulunan nüshadır. Daha önce Tabariyye şehrinde bulunan bu nüsha H. 518 dolaylarında Şam'a getiril­miştir. Bizzat gördüğüm bu değerli, yüce ve büyük kitap güzel, açık ve güçlü bir hat ve kaliteli bir mürekkeple ye deve derisi olduğunu sandığım deri üzerine yazılmıştır.» [87] Anlaşılan o ki, «en-Neşr fi'l-Kıraati'l-Aşr» İsimli kitabın yazarı İbnu'i-Cezerî ile «Mesaliku'l-Ebsâr fî Memâlikf'l-Emsâr» isimli eserin yazarı İbnu FazINİah el-Umeri [88] de bu Şam Suriye mushafı­nı görmüşlerdir. Bazı araştırmacılar da bu mushafın uzun müddet Rus Çar­larının hakimiyeti altında Leningrad Kütübhanesinde kaldığı ve oradan da İngiltere'ye götürüldüğü kanaati hakimdir. [89] Başka araştırmacılara göre ise, H. 1310 senesine kadar Şam Mescidinde kalmış ve çıkan yangında yan­mıştır. [90] Bizim ve her insaf sahibi araştırmacının ilmel yakîn bildiği Kur'-an gibi hiç bir Kitabın bu derece ihtimama ve onun ulaştığı tevatüre nail olmadığıdır. Schwally'nin de belirttiği gibi «insanın beklemeyeceği büyük bir titizlik ve mükemmefiyette muhafaza edilerek» [91] bize intikal etmiştir. Hiç şüphesiz o, ne önünden ve ne de arkasından batılın, kendisine sızma­dığı Allah'ın kitabıdır. O, Hakîm ve Hamîd olan Allah tarafından indirilmiş­tir. [92]

 

---------------------------------------------------

[54] Sahih-i Buharî, Kitabu  Fadaili'I-Kur'an, ikinci ve üçüncü bâb; el-ltkan, 1/1.02;  İbnu EM   Davud, ®I-Masahif, s. 18; Tefsîru't-Taberî, 1/20-21.

[55] Blachere, p. 57.

[56] Ne gariptir ki İbnu Ebi Davud, ne kadar çelişik olsa da bir konuda muhtelif riva­yetleri nakletme düşkünlüğünden dolayı Buharî'nin rivayet ettiği dört çelişik komis­yonu zikretrnökie yelinmez başka komisyonların da kurulduğundan bahseder. Bu komisyonlardan biri, iki kişilik olup Zeyd b. Sabit ve Said b. el-Âss'tdn müteşekkildir. Zikrettiği diöer bir komisyon ise, oniki kişiliktir, (bk. İbnu Ebî Davud, Kitabu'l-Mesa-hif, s. 22, 2A ve 25) Bu çelişki, müsteşrik Sehaw!ly için kullanacağı bir fırsat ol­muştur. (Schawlly, Die Sammlung des Oorans, 11/50.) Müsteşrik Blachere ise, İbnu Ebî Davud'un komisyonlarından birinde Ubey b. Kâ'b'-ın ismini zikretmesine hayretini gizlemez. Çünkü ona göre Mushafları istinsah eden komisyonun H. 30 yiilantıdo kurulduğunu ilen sürerek Ubey b. Ka'b'ın , en azından iki sene önce öldüğünü söylemektedir, {bk. Blachere, Intr. au Coran, p. 53) Oysa bu, BBIachere'in tarihi bir vehmidir. Nitekim İbnu Hacer şöyle demektedir: «Mushafların istinsahı H. 25 yılında olmuştur.» İbnu Hacer yine şöyle der: «Kendisine ulaştığımız biri bu işin H, 30 yıliarmaa olduğu gafletine düşmüştür.» Ancak İbnu Hacer mesne­dini zikretmem iştir..  (el-İtkan, 1/102)

[57] Geniş ve bitek hayal burada Blachere'e her şeyi söylemeye sürüklüyor vo daha Ön­ce Osman'ı nitelendirdiği gibi üç# Kureyşliyi  «aristokratlıkla»  niteliyor. Anlayamadık Bİachere, dînî talimatın henüz canlılığını büyük bir etkinlikle devam ettirdiği o İslâm toplumunda hangi «aristokrasiden bahsediyor?.Sonra da bu. Kureyşliierle Hz. Os man arasındaki akrabalık bağlarından dem vuruyor. Onun iddiasına göre asgarî menfaatler onları bir oraya getirmiştir. Onlardan hiçbiri, Kur'an'ın cem, ve istinsahı­nın sevgili şehirleri Mekke'nin dışında tamamlanacağını

düşünmüyordu. Blachere bu hayalî kıssayı tamamlamak için Kureyş'M üç kişinin Kur'an'ı anlamada güçsüz olduk^ larını ve Zeyd'in de Mekke'lilere boyun eğip yağcılık ettiğini anlatır. Çünkü biliyor ki Zeyd Medine'ii idi ve aristokratik eğilimden uzaktı, (bk. Blachere, Intr. au Coran, p. 58.)

Bu söz -seçmenini ve çelişküeriyle- neredeyse başlangıcı sonucunu yalanlamaktadır. Medine'ii olan Zeyd'i üç Mekke'li çerçevesine sokmak için gösterilen zorlanma, ne akıl ve ne de nakie dayalı olan Blachâre'i verdiği neticeyi ibtal etmeye yeterli de­lildir.

[58] Müsteşriklerden pek çok kimse komisyon üyelerinin, Kur'an'ı istinsah ederken titiz­lik ve ihtiyatlarını itiraf etmektedir. Misal olarak burada Blachere'ln ifadesini nakle­delim: Komisyon üyelerinin, sorumluluklarını derin bir şuurla kavradıklarından    hiç kimse şüphe edemez. Evet çağlarında hiç kimse için müyesser olmayan metodlan bir tarafa hic kimse böyle bir şey ileri süremez. Onların ihtiyat ve titizliklerine dene-, cek yoktur.»  {Blachere, Intr. au Coran, s. 61.)

[59] Tefsiru't-Taberî, 1/12; ol-ltkan'da da buna benzer bir rivayet vardır. (1/102-103). Da­ha sonraki rivayette ise şöyle denilmektedir: «Toplanıp yazdılar. Herhangi bir âyette İhtilâfa düştüler mi: Bu âyeti Rasulüüah (s.a.v.) falan kimseye okutmuştu. Onu çağır­tıp: 'Rasulüiluh sana fiıan âyeti nasıl okuttu?' diye sorar ve Medineli üç kişinin hu­zurunda söylediği şekiide yazarlardı.» İbnu Ebi Davud'un Kitabu'l-MesGhif ile    Ebu Amr od-Dânî'nin e!-Mu km' kitabında da buna yakın ifadeler mevcuttur, (bk- el-Mesa-hif, s. 21,-el-MuknI1, s. 8)

[60] Bu ikimushaîîn  sahipleri sahabenin ■büyüklerinden ve Allah'ın  kitabını en  iyi  bilen-lerindendi. Ubey b. Ka'b fazilet yo İnsanların ona güveniyle büyük bir dereceye ulaş­mıştı. Hz. Ebu Bekir döneminde Kur'an'ı cemettiği zaman  kendisi  imlâ ettiriyor ve başkaları da yazıyordu. {Bk. İbnu Ebî Davud, Kitabu'l-Mesahif, s. 9) Abdullah b. Mes'-ud ise, Rasulüilah'ın hadisiyle kendilerinden Kur'an'ın öğrenilmesini    tavsiye ettiği dört kişiden birisidir. Söz konusu meşhur hadiste Rasulüllah şöyle buyurmaktadır: «Kur'an'ı dört kişiden öğrenin: Abdullah {yani İbnu Mes'ud), Söllm mevlâ Ebî Huzey-fe, Muaz b. Cebel ve Ubey b. Ka'b» Bk. Buharı, 6/186.

Şöhrette bu iki mushaftan sonra Ebû Musa el-Eş'arî'nin, sonra da el-Mİkdad b. Amr'ın mushafı gelir. (Bk. Tabakatu'bnu Sa'd 111/114-116).

[61] Bu rivayetlerden biri, İbnu Ebî Davud'un «Kitabu'l-Mesahif'te (s. 50 ve devamı) Hz. Ömer'in kendisine has bir mushaf cemetmeye çalıştığı şeklindedir. Schwally, Kur'atV ia ilgili çalışmasında bunu zikretmekten zevk duyar. (Bk. Schvvally, Dİ© Sammlung des Oorans, 11/27). Lâkin müsteşrik Blachere, İbnu Ebî Davud'un bu konudaki riva­yetlerinin Hz. Ömer'e has bir mushGf nisbetinî te'kid etmediğini ve Hz. Ömer'in Kur*-an'ı okurken tercih ettiği özel bazı kıraat vecihlerine işaret ettiğini idrak ederken da­ha derin görüşlü ve geniş ufukludur. (Bk, Blachere, Introduction au Coran, s. 35),

[62] Blachere burada bu mushafiar hakkında bir bilgi edinmek istediğimiz zaman sahih rivayetlere dayanmanın zaruretini itiraf etmektedir. (Bk. Blachere, Intr. Cor., s. 37).

[63] Yukarda naklettiğimiz gibi Buharî'nin naklettiği rivayet onların yakıldığı şeklindedir. Lâkin İbnu Ebî Davud bu konuda da çelişkili1 rivayetleri nakletmekten çekinmez. Ba-zan bu sayfaların yakıldığını, bazan parçalanıp suya atıldığını nakleder. (Bk. Kiîabu'l-Mesahif, s. 13, 16 ve 20).

[64] İbnu Ebî Davud, el-Mesahif, s. 12

[65] Bazıları İbnu Mes'ud'un ağzından Zeyd b. Sabit'i kmayıcı sözler naklederler. Oysa İbnu  Mes'ud  İsla mı  kabul ettiği zaman Zeyd henüz babasının sulbünde idi.  (İbnu Ebİ Davud, s. 17). Yine Zeyd çocuklarla oynayan bir çocuk iken İbnu Mesud, Rasu-lüllah'ın ağzından yetmiş küsur sûreyi dinlemiş ve ezberlemişti. (Bk. Tabakatu'bnu Sa'd 11/105; İbnu Ebî Davud, Kitabu'l Mesahif, s. 15.

Ancak biz, İbnu Mes'ud'un böyle sözler söylemiş olacağını uzak görüyoruz. Eğer söylemiş ise, Kur'an'm ce.m'İ ve çoğaltılması komisyonundan uzaklaştırıldığı zaman­ki reaksiyonu esnasında söylemiştir. Kaldı ki, İbnu Ebl Davud'un kendisi, ibnu Mes'­ud'un kendi görüşünden vazgeçerek Hz. Osman'ın görüşüne döndüğünü belirtmek­tedir. (Kitabu'l-Mesahiî, 12). O halde Blachere neden birinci rivayeti görüyor da İkincisini görmemezlikten geliyor? (Bk. Blachere, Intr. Cor., s. 37)

[66] İbnu Ebİ Davud, el-Mesahif, s. 12.                                                                              

[67] el-İtkan, 1/102. Buna göre Blachere'in Said b. el-Âss'ın komisyona    katıldığının fiilî olmayıp «fahrî» olduğunu, çünkü komisyonun h. 30 yıllarında kurulduğunu ve o sıra­larda Said'in Küfe valisi bulunduğu şeklindeki vehminin hiç bir temeli yoktur. Da­ha önce de komisyonun hicri otuz yıllan dolayında toplandığına dair hatasına işaret etmiş ve İbnu Hacar'in tercihini kabul etmiştik.

[68] el-Burhan, 1/239.

[69] İbnu Ebî Davud, Kitabu'l-Mesahif, s. 24.

[70] Osman b. Said, Ebu Amr ed-Dâni: Kıraat imamlarının büvüklerindendir. Kitaplarının en meşhurları:  «et-Teysîr fi'l -Kiraatı's-Seb'»,  «el-Mukm' fî Resmi'l-Kur'an» ve  «el-Muhkem fî Nukatil-Mesahif» isimli kitaplarıdır. H. 444 yılında vefat etmiştir. İhbahu'r-Ruvât, 2/341-342.

[71] el-Burhan, 1/240. Karşılaştır: el-Mukni1, s. 10.

[72] el-İtkan, 1/104.

[73] ibnu Ebl Davud, s. 81, 83, 85, ve 86. Aynca bk. Arthur Jeffery, Materials for the Hls-tory of the Ooran, s. 212, 231, 235, ve 262. Sözkonusu bu kitap naşirin Kitabu'!-Me-eahlf'e mukaddimesi mesabesindedir.

[74] el-İtkan, 1/134.

[75] el-ltkan, 1/133

[76] ez-Zerkânî, Menahüu'l-lrfan, 1/396-397

[77] cl-ltkan, 1/103.

[78] el-Burhan, 1/240. İbnu Ebi Davud'un el-Mesahif'inde de buna benzer ifadeler vardır, (s.   12).   Lâkin   Blachere'e   göre   Hz. Ali ■ Hz.   Osman'ın ferdî   mushafları   yak­masını destekler bir tavır takınmam ıştır, Aksine o, bez parçaları, taşlar   ve   tıur-ma dalları üzerinde yazdı bulunan ve Rasulüllah (s.a.v.) in döneminden kalma yazılı belgeleri yakmasını desteklemiştir. Çünkü bu dağınık eserleri izalo örtmekle ileride doğabilecek İhtilafları ortadan kaldırmıştır. Blachere, Intr. s. 63). Blachere'in bunu ileri sürmekteki gayesi açıktır. Hz. Ali'nin Hz. Osman'ın yaptıkları karşısında takındığı tavır hakkında şüphe sokmak çabasındadır. Böylece Blacheie, rivayetleri, hamledil-meleri mümkün olmayan bir hususa hamletmeye gayret etmektedir. Oysa Hz. Os­man'ın bu yaptığı Hz. Ali'nin taraftarı Şia tarafında bile hüsni kabul ve destek gör­müştür. (Bk. Mirza Alexandre Kazem, Journal Asiatique, DĞcembre, 1843),) Ayrıca Ab dullah Dıraz'ın şu kitabına bak. Inition au Ooran, s. 24

[79] Bk. Dergestrasser et pretzei, Geschiçte des Ooran texts, 7, s. 99.

[80] Casanova, Mohammed et la fin du monde, s. 125

[81] Casanova, op, cit., 130-139                               

[82] Casanova, op. cit., s. 141.

[83] Misal olarak bk. BlachĞre, Intr. Cor., s. 92.

[84] Casanova, Op. Cit, s. 127

[85] Bu görüşün tutarsızlığı hususunda geri kalan deliller için bk. Blachere, Intr.    Cor., s. 68.

[86] İsmail b, Ömer b. Kesir, İmadu'd-Din Ebu'l-Fida': Hafız, tarihçi ve fakihtir. Tefsîru'l-Kur'an ve ol-Bidaye ve'n-Nihaye isimli eserlerinin yanında daha birçok değerli eser­leri vardır. H. 774 yılında vefat etmiştir. (el-A'lâm, 1/109).

[87] Fadaüu'l-Kur'an, s. 49. el-Menar, yıl, 1348.

[88] Şihabu'd-Din Ahmed b. Yahya b. Fazlullah el-Kuraşî el-Adevî el-Umerî: Güvenilir bir tarihçi olup eserlerinin en önemlisi «Mesaliku'l-Ebsâr fî memaliki'l-Emsar>dır H. 749 yılında vefat etmiştir. (el-A'lâm, 1/85.)

[89] Elyazması mushaflarlo bu mushaflann bulunduğu kütübhaneler hakkında fazla ma­lûmat edinmek isteyen Chauvİn'in Bibliyogrophie des Ourages Arabesou Relatifsau* Arabos isimli kitabına baksın. (Cilt, 10, s. 45-56)

[90] Bk. Hutatu'ş-Şam, 5/279. Destum Prof. Dr. Yusuf el-İss,  Kadı Abdulmuhsin el-Us-tuvanî'nin kendisine, Şam mushafını yangından önce gördüğünü' söylediğini belirtir.

[91] Die Sammlung des Gorans, 2/93.

[92] Dr. Subhi es-Salih, Kur’an İlimleri, Hibaş Yayınları: 65-73.

Gösterim: 6769