Bir Ayet

Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
Yûnus, 10/62-63

Bir Hadis

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.
Tirmizî

Bir Dua

"Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın."
Araf- 89

Bir Söz

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak

Hz. Ebû Bekir Döneminde Kur'an'ın Cemi

Kategori: Kuranı Kerim

Hz. Ebû Bekir Döneminde Kur'an'ın Cemi
 

Rasulüilah (s.a.v.) döneminde Kur'an'ın tamamı yazılmış, ancak âyet ve sûreler dağınık durumdaydı. -Rasûlüllah'dan rivayet edildiği şekliyie-âyetleri tertib edilmiş olarak Kur'an'ı sahifelerde ilk cem'eden zat, Ebu Be-kirdir. Ebû Abdillah el-Muhasibî [39] «Fehmu's-Sünen» kitabında şöyle de­mektedir: «Kur'an'ın yazılması sonradan çıkmış bir durum değildir. Çünkü Rasulüilah (s.a.v.) in kendisi yazılmasını emretmiştir. Lâkin işlenmiş deri,* kürek kemikleri ve hurma dallan üzerinde dağınık haldeydi. Ebû Bekir bir yerden başka bir yere nakledilip toplanmasını emretmiştir. Bu, Rasûlüliah (s.a.v.) in evinde dağınık halde bulunan yapraklardan bir şeyin kaybolma­ması için bir araya getirilerek bir iple tutturulması şeklindedir. [40].

Ebu Bekir'in Kur'an'ı cem'i hicretin onikinci yılı Yemame vak'asından sonra olmuştur. Müslümanlarla yalancı Müseyleme etbâı olan Ridde ehli arasında cereyan eden bu vak'ada sahabeden Kur'an hafızı yetmiş kişi şehid düşmüştür. Bu durum Ömer b. Hattab'ı endişeye düşürmüş ve Ömer, Ebû Bekir'e geierek Kur'an'ı cemetmesini teklif etmiştir. Bu hususta Bu­harı «Sahih»inde Zeyd b. Sabit'in (r.a.) şöyle dediğini rivayet etmektedir: «Ebû Bekir Yemame ehli öldürüldüklerinde beni çağırttı, Ömer b. el-Hattab da yanındaydı.

Bana: «Ömer bana geldi ve Yemame günü Kur'an'ı hıfze­denlerden birçok kişinin şehid düştüğünü ve çeşitli yerlerde daha birço­ğunun şehid düşüp Kur'an'dan bir kısmının kaybolmasından korktuğunu belirtti. Onun için de Kur'an'ı cemetmemi teklif etti. Ona Rasûlüllah'ın yap­madığı bir şeyi biz nasıl yapabiliriz? dedim. Ömer, Allah'a yemin ederim ki, bu hayırlı bir iştir, dedi ve teklifinde ısrar etti. Nihayet benim de gönlüm bu işe yattı. Ömerin görüşünü ben de uygun görüyorum. Zeyd devam edi­yor: Ebû Bekir bana: Sen genç ve akıllı bir kişisin. Seni itham edecek bir durum da yoktur. Ayrıca Rasulüilah (s.a.v.) in vahiy kâtiplerindendin, araş­tır ve Kur'an'ı topla dedi. Allah'a yemin ederim ki, dağlardan birini taşıma­mı teklif etmiş olsalardı Kur'an'ı cemetmemden daha ağır olmazdı. «Ebu Bekir ve Ömer'e Rasulüilah (s.a.v.) in yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz? dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir, vallahi bu bir hayırdır diye cevap verdi. Allah Ebû Bekir ve Ömer'in kalblerini nasıl ferahlattı ise, benimkini de açtı ve onların görüşüne uydum. Ben Kur'an'ı yazılı bulunduğu hurma dalların­dan, beyaz ince taşlardan ve hafızların hıfzından tertibettim. Tevbe Sure­sinin sonundaki ^L.çicj^^Cijl^J^-jf'.Ujilâyetini, sonuna kadar    Ebû

'Huzeyme'de [41] buldum ve olduğu gibi aldım. Topladığım bu sahifeler ha­yatı müddetince Ebû Bekir'de kaldı, sonra da Ömer'e, Ömer de vefat edin­ce kızı Hafsa'ya intikal etti.» [42]

Bu rivayeti okuyan, Zeyd'in et-Tevbe suresinin sonunu sadece Ebû Huzeyme el-Ensârî'de bulmuş olması hususunda şüpheye kapılabilir. An­cak okuyucunun bu şüphesi Zeyd'in yazılı olarak onu sadece Ebu Huzey­me'de bulduğunu öğrenmekle hemen zail olacaktır. [43] Bulduğu bu yazı­klı belge onun için yeterliydi. Çünkü sahabeden pekçok kimse onu ezberle­mişti. Zeyd'in kendisi de onu ezbere biliyordu. Lâkin vera' ve ihtiyatından-ezberi, yazılı bir belge ile desteklemek istedi. Zeyd, Kur'an'ın sair kısımla­rının toplanmasında aynı metodu takıb ederek Ebu Bekir'in emriyle tama­mını topladı. Bir âyet veya âyetlerin kabulü için ezber ve yazılı belge olan iki şahit şart koşulmuştu. İbnu Hacer, Hz. Ebû Bekir'in Ömer ve Zeyd'e: «Mescidin kapısında oturun. Her kim Allah'ın kitabından getirdiğini iki şa-hidle desteklerse, onu yazın» [44] sözündeki iki şahidden maksadın bu ol-ciuğunu ifade etmektedir. Bu hadisi İbnu Ebî Davud, Hişam b. Urve ve o da babasından tahric etmiş olup senedi munkatı'dır. Lâkin senetteki ravîlerin nepsi sikadır. İbnu Hacer'in sözünden, yazılı bir şahid ile bir hıfz şahidinin yeterli olabileceği anlaşılmaktadır. Lâkin cumhurun bu sözü anlayışı, yazı hususunda âdil iki şahid ile hıfz hususunda iki âdil şahid şeklindedir. Her iki hususta da tek şahid ile yetinilmiyordu. İbnu Ebî Davud'un [45] Yahya b. Abdurrahman b. Hatib tarikıyla tahric ettiği rivayet buna delildir. Bu ri­vayette şöyle denilmektedir: «Ömer gelip, her kim Kur'an'dan, Rasulüllah'dan birşey duymuşsa onu getirsin, dedi. Kur'an'dan duyduklarını sahife, lev­ha ve hurma dallarına yazıyorlardı. İki şahid getirinceye kadar da hiç kim­senin getirdiğini kabul etmiyordu.» [46] es-Sahavî «Cemalu'l-Kurrâ'da şöy­le demektedir: «Gaye onların, o yazılı belgenin Rasulüllah (s.a.v.) in huzu­runda yazılmış olduğuna şehadet etmeleridir.» [47] et-Tevbe Suresinin son

bölümünün sadece Ebû Huzeyme'nin yanında bulunmakla bu kaidenin dı­şına çıkılırken birçok sahabe tarafından ezberlenerek tevatür derecesine ulaşmış olması gözetilmiştir. Tevatür derecesine ulaşan bu ezber, o sure­nin son kısmının Rasulüllah'ın yanında yazılmış ve iki şahidle desteklen­miş makamına geçmiştir.

«Zeyd'in: 'Onu sadece (Ebu) Huzeyme'de buldum' sözünde, Kur'an'ın âhad haberle isbatı diye birşey söz konusu değildir. Çünkü Zeyd'in kendisi onu daha önce duymuştu ve yerini biliyordu... Onun başka kimselere baş­vurması, te'kid içindi, yeni bir malûmat elde etmek için değildi.» [48]

Kur'anı toplama işini Ebû Bekir bir seneye yakın müddet içerisinde bi­tirdi. Çünkü Yemame vak'asından sonra Zeyd'e bu görevi vermiş ve vefa­tından önce toplama işi bitmişti. Bez parçalarına, hurma dallarına, ince taşlara ve işlenmiş derilere yazılmış olan Kur'an âyetlerinin bu kısa müd­det içerisinde nasıl bitirilebildiğini düşündüğümüz zaman, bunu ancak ken­dilerini Allah yoluna feda eden sahabe azmine bağlar ve şu sözü Hz. Aii ile birlikte tekrar ederiz: «Aliah Ebû Bekir'e rahmet etsin, Kur'an'ı iki kapak arasına ilk toplayan odur.» [49] Ömer'e gelince, tarih bu düşüncenin kay­nağının kendisi olduğunu ve düşünceyi tatbik edenin Zeyd olduğunu tes­cil etmiştir.

Buharî'nin Zeyd'den yaptığı rivayetin sonunda, Kur'an'ın toplandığı sahifelerin, vefatına kadar Hz. Ebu Bekir'de kaldığı, sonra Hz. Ömer'de ve onun vefatından sonra yeni halîfe Hz. Osman'da değil, Hz. Ömer'in kızı Haf-sa'nın yanında muhafaza edildiği belirtilmektedir. «İslâm Ansiklopedisi» bununla ilgili şüphe yayarak şu soruyu sormaya çabalıyor: «Acaba bu say­faların Osman'ın yanında kalması daha uygun düşmez miydi?» [50] Buna cevab olarak deriz ki: Aksine, Hz. Hafsa'ya bırakılmış olması daha uygun­du. Çünkü Hz. Ömer onda kalmasını tavsiye etmişti. Ayrıca Hz. Hafsa'nın, Kur'an'ın tamamtti! hıfzetmiş olması ve okuma-yazmayı bilmesi bir tarafa, o, RasulüNah (s.a.v.) in zevcesi ümmül mü'minîndir. Hem Hz. Ömer, halife­nin seçimini şûraya bırakmıştı. Hz. Osman henüz halîfe seçilmemişken say­falar ona nasıl teslim edilirdi?

Görünen o ki, Kur'an'ın Mushaf olarak isimlendirilmesi Hz. Ebu Bekir zamanında olmuştur. «ei-Masahif» kitabında İbnu Eşte [51]Musa b. Ukbe'-cien İbnu Şihab'ın şöyle dediğini nakletmektedir: Kur'an'ı topladıkları za­man onu sayfalara yazdılar. Hz. Ebu Bekir: Ona bir isim bulun, dedi. Bazılan «es-Sifr» ismini verelim, dedi. Ebû Bekir: Bu, yahudilerin verdiği bir (simdir, karşılığını verdi. Onun için bu isim hoşlarına gitmedi. Bazıları «el-Mushaf» ismini verelim, Habeşliler de el-Mushaf ismini verirler, dedi. Böy­lece ona «el-Mushaf» ismini vermeye karar verdiler.» [52].

Ebu Bekir'in Mushafı, ümmetin icmaına ve tevatür derecesine mazhar oldu. Âlimlerin çoğunluğuna göre de, yazılış şeklinin, Kur'an'ın onlarla in­diği yedi harfe şamildir. Ayrıca bu son yönüyle, Rasulüllah (s.a.v.) zama­nındaki ilk cem'ine benzemiş oldu. [53]        

                              .

-----------------------------------------------

[39] el-Haris b. Esed el-Muhasibî: Künyesi Ebu Abdillah olup tasavvuf ehlinin büyükle-rindendir. Usul ve muamelât konularında âlim bir kişiydi. Yine çağının Bağdatlı âlim­lerinden bir çoğunun hocasıdır. H. 243 yılında Bağdat'ta vefat etmiştir. (ez-Zirikli, el-A'lâm, 2/153.)

[40] El-Burhan, 1/238; el-İtkan. 1/101.

[41] Bu rivayette şu ilâve vardır: «Onu Ebu Huzeyme el-Ensarî'nin yanında buldum ki. Peygamber (s.a.v.) onun şehadetini iki kişinin şehadeti olarak kabul etmiştir.» (el-Burhan, 1/234). Lâkin Tehzibu't-Tehzib'te (3/140) anlatılan şudur: Huzeyme b. Saoit ei-Ensarî, iki şehadet sahibi olan kişidir. O. Ebu Huzeyme'den başkadır. Buharî (Fa-dailu'i-Kur'an) de, Zeyd'in bu Huzeyme'nin yanında el-Ahzab Suresinden bir âyeti bulduğu rivayet edilmektedir. Yoksa ravî ve tarihçiler bu iki kişiyi birbirine mi karış­tırmışlardır?

[42] Sahih-i Buharî «Fadailu'l-Kur'an üçüncü bab ile dördüncü bab «el-Ahkâm» kitabı ve otuzyedinci bab; İmam Ahmed Musnedi 1/13 (Şakir baskısı), 1/185, Hadis no: 76. Ayrıca bk. Tabakatu'bnu Sa'd, 3/201.

[43] el-ltkan, 1/101. es-Suyutî burada Ebu Sâme'nin şu sözünü nakleder: «Onu başka­sında bulamadım. Yani yazılı olarak bulamadım.»

[44] el-ltkan, 1/100.

[45] Abdullah b. Süleyman b. Eş'as el-Ezdî, es-Sicistânî: Künyesi Ebu Bekir olup hadis nafızlarının büyüklerindendir. Teliflerinden bir kısmı şöyledir: el-Mesahif, el-Musned, es-Sünen, et-Tefsır, el-Kıraat, en-Nasih ve'l-Mensuh. (el-A'lâm, 4/244).

[46] el-ltkan. 1/100.

[47] El-Itkan,1/100                                                                                                                         

[48] el-Eurhan, 1/234.                         

[49] el-Burhan, 1/239; İbnu Ebi Davud, el-Mesahif, s. 25

[50] Encyclopedie de L'İslâm 11/1130.

[51] Abdullah b. Abdullah b. Muhammed b. Eşte: Künyesi Ebu Bekr olup nohivcl, muhak­kik ve sikadır. Kur'an ilimleriyle pekçok iştigal etmiştir. «el-Muhabir» isimli kitabı, il­minin genişliğine delildir. H. 360 yılında vefat etmiştir, (bk. Gayetu'n-Nihaye fi Taba-kati'l-Kurrâ' 2/184-)

[52] el-ltkan, 1/89.

[53] Dr. Subhi es-Salih, Kur’an İlimleri, Hibaş Yayınları: 62-65.

 

Gösterim: 4790