Bir Ayet

Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!
Ankebut, 29/64

Bir Hadis

Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler.
Müslim

Bir Dua

"Rabbim, benim ilmimi artır."
Taha- 114

Bir Söz

Bizde bu aleme hiç meyil kalmamıştır. Dostların gelip bizi bulamayınca gönülleri kırık dönmeleri tek üzüntümüzdür.
Alaeddin Attar

Efendimiz (sas) Miraç'ta neler gördü?

Kategori: Kandil Geceleri

Efendimiz (sas) Miraç'ta neler gördü? 
 
Mirac Gecesi, Efendimiz’in, Beyt-i Mâmûr’un bir nevî meleklerin mescidi olduğuna, her gün oraya ibadet için 70 bin meleğin girdiğine, her girene de kıyamete kadar geri dönme sırası gelmediğine şahid olduğu bir gecedir.

Mirac gecesi, yine yedinci katta Peygamberimizin karşısına “Cennetü’l-Me’vâ’nın gövdesi olan Sidre-i Münteha” sahasının açıldığı; olacak şeylerin kaderini yazan Kalem’in cızırtılarını işittiği, Cennet’ten getirilen yeşil bir Refref’e bindirildiği, asıl suretinde, 600 kanadıyla birlikte gördüğü Cebrail’in: “İşte bu Sidre-i Müntehadır, ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım!” dediği bir gecedir.

Mirac gecesi, bundan sonra Peygamberimizin, tabir caizse gövdeden öze doğru yol aldığı, fena âleminden beka âlemine girdiği, Sidre-i Münteha’dan Cennet’e götürüldüğü,

Cennet’in inciden yapılmış (tarifi mümkün olmayan güzellikte) köşklerini misk kokulu topraklarını, çağıl çağıl akan sudan, sütten, sarhoşluk vermeyen şaraptan ve baldan ırmaklarını müşahede ettiği, kendisine Cehennem’in (ve cehennemliklerin) gösterildiği Rabbine yükseltildiğinde bakırdan tırnakları olan ve onlarla yüzlerini ve göğüslerini kazıyan bir topluma rastladığı, “Ey Cebrail bunlar kim?” diye sorduğu, Cebrail’in de, “Onlar insanların etini yiyen, arkasından çekiştirip gıybet eden ve insanların namus ve şerefiyle oynayanlardır.” şeklinde cevap aldığı bir gecedir. Mirac gecesi, Peygamberimizin, hakkında, “Nihayet yedinci kat göğe çıkmıştım. Ufka baktım. Bir de ne göreyim: Gök gürültüsü, şimşek ve kulakları patlatan sayhalar, çığlıklar. Bir toplumun yanına götürüldüm, öyle toplum ki karınları, dıştan bakınca içleri görünen ve içi yılanlarla dolu bulunan evler gibiydi.” diye haber verdiği ve “Bunlar kim ey Cibril?” diye sorduğu; Cebrail’in de: “Bunlar, faiz yiyenlerdir”, diye cevap verdiği bir gecedir.

Mirac gecesi, mü’minin miracı olan ve mü’mini Cennet’e götüren beş vakit namazın farz kılındığı, Bakara Sûresi’nin İslâm akidesini tespit eden ve mü’minlerin Mevlâ’ya nasıl yalvarmaları gerektiğini öğreten son âyetlerinin indirildiği, Hz. Muhammed’in (sas) ümmetinden Allah’ı inkâr etmeyenlerin, O’na ortak koşmayanların bağışlanabilecekleri müjdesinin verildiği bir gecedir. Mirac gecesi, Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed’in (sas) uyanıkken hem ruhu ve hem de bedeniyle âlemin ve insanlığın temsilcisi olarak fizik ve metafizik âlemlerinde gezdirildiği, kemalatta seyr-i sülûk ettirildiği, Mevlâ’nın cemalini görmekle ve sohbetine mazhar olmakla şereflendiği ve bir anda dönüp geldiği bir gecedir.

Neden bazı insanlar kıyametten sonra kurulacak mahkemeden önce Cehennem’de azap çekmekte veya Cennet’te mükâfat görmektedirler? 
Bu, Peygamber’imize gösterilen birçok ayetin sembolik olduğu konusunu anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Buna benzer bir şekilde kötülüklere verilen cezalar da ona ahirette verilecek olan cezaları önceden görebilmesi için sembolik bir şekilde gösterilmiştir.

Mirac’ı kabul edersek, o zaman Allah’ın belirli bir yer ile sınırlı olduğunu kabul etmemiz gerekmeyecek mi?

Allah sınırsız ve sonsuzdur. Fakat O, kullarıyla münasebet kurduğunda, kullarının eksik ve zayıf yaratılışlarına uygun araçlar kullanır. Bu O’nun kendi eksikliği nedeniyle değil, kullarının zayıflık ve eksiklikleri sebebiyledir. Örneğin O, yarattıklarından herhangi biriyle konuştuğu zaman, kendisinin konuşmasında sınırlama söz konusu olmamasına rağmen kulunun anlayacağı sınırlı konuşma şeklini kullanır. Aynı şekilde O, kuluna mülkünün muhteşem ayetlerinden bazılarını göstermek istediğinde, onu ayetlerin bulunduğu mekana götürür. Elbette kul, Allah gibi kâinatta var olan ayetlerin tümünü görmeye güç yetiremez.

Çünkü Allah’ın bir şeyleri görmek için bir yere gitme gibi bir ihtiyacı yoktur, fakat kul bunu yapmak zorundadır. Aynı şey kulun Allah’ın huzuruna çıkması için de geçerlidir. Gerçi Allah herhangi bir mekanla sınırlı değildir; fakat kul, O’nun huzuruna çıkmak için, O’nun ayetlerinin çok yoğun olduğu bir yere gitmelidir. Çünkü kul, sınırlı güçleri ile O’nun sonsuz ve sınırsız huzuruna varamaz.

27.08.2005 
PROF. DR. DAVUT AYDÜZ

Gösterim: 16121