Bir Ayet

Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Bakara, 2/208

Bir Hadis

Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.
Buhârî

Bir Dua

"Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun."
Mü'minun- 28

Bir Söz

Şüpheli bir dirhemi geri vermek, bin dirhem sadaka vermekten daha üstündür.
Abdullah ibn-i Mübarek

Bir Delinin Hikâyeleri

Kategori: Dini Hikayeler

Bir Delinin Hikâyeleri
 
Zamanı, vakti geçmiş bir kız gelin olarak çıkıyor herhangi bir evden. Yolculuğa çıkanların, hiç dönmeyeceği belli olanların arkasından su döküyorlar. Topraktan toz yükseliyor. Su kokuyor toprak. Ben, gecenin bütün esrarını kuşanarak gidiyorum. Tuvalet tıkalı yine. Sularım akmıyor. Sana kıyamıyorum diyor pencereme konan güvercin. Sen dur, ben gideceğim diyor. Beyazı hiç bu kadar kederli görmemiştim. Çünkü ben, hep, teksir kağıtlarına yazan biriyim. Sisli gecelerden sonra ilk defa ay görünüyor. Görünmese de olurdu ama işte, orada. Ona olsun saygısızlık yapmamalıyım.

Duvarın soğukluğu değiyor başıma. Müridime yazdığım mektubu gönderemiyorum. Baştan sona bir çıkmazı yaşıyor liseli aşkım. Ülkenin istikbâli için büyük plânlar kuruyorum. Çöp sepetim çabucak doluyor. Söz veriyorum kendi kendime. Ne sözler Tanrım! Alaaddin Camii kayarak üstüme geliyor. Miting meydanından dağılmış eli flamalı insanlar linç etmeye geliyor. Göz kapaklarıma annem geliyor. Yürü be hoyrat başım. Yürü ki şeytanlar taşlansın yıldırımlarla. Belki isa'yı da bulursun gittiğin yerde. Mehdi görevini tamamlamadan yetiş eteğine. Yürü be hoyrat başım. Yâr zamandır şimdi.

 

İşte hayatın yel değirmenleri karşında. Yürü ve yok et bu saçma ve bir delinin kaleminden boşalan hikâyeleri. Radyoları kapat ki dermanını uyandırmasın acının. Yık yalnızca sen. Yorgun musun? İçleniyor musun bahara? Bu labirenti kim icat etti? 
Bir adamdı. Yalnız yaşamaya mahkûm edilmiş ama sefasını süren bir havari. Çakalların arasında bulunmayı alınyazısı olarak kabul ediyordu. Belki korkuyordu yalnızlıktan. Şikayetini duyan olmamıştı lakin. Hoş, kim duyacaktı ki? Mahkum bedevileri andıran bu loş ışıklı lamba mı? Yoksa putların imrendiği kitaplar mı? Kim ve nasıl?

Büyük bir inatla ağzını açmadığı gecede, burnundan dumanlar yükseliyordu. Üşüyor muydu? Sırtında paltosunun olup olmadığından haberi var mıydı? Ya dudaklarının arasındaki şiiri ne zaman yazmıştı? Ne boş hülyaları vardı be insanların? 
Evini bulamadı bütün gece boyu. Belki buradadır diye hiç bilmediği sokaklara girdi, çıktı. Telefon kulübelerinde de ışık yoktu. Mabedler göğe kaldırılmıştı. Ne Atilla'nın ordularını tanıyan vardı bu sokakta ne fildişi kulelerini tarumar eden tecessüsle yoğrulmuş şahsiyetler... Bu sokakların her günü gece idi. Anladı. Yürüdü. Gitti. Şehir evde yoktu.

Ben diyordu, kendinin yazıp yönettiği eserinde figüranlığı dahi olmayan biriyim. Hindi rüyada gördüm. Gandi bir şeyler fısıldıyor kulağıma. Bu hayat adını almış kuyudan; pis, zehir, acı ve ihanetten başka bir şey doldurmadı kovamı. Bir kâbus bu diyordum. Uyanacağım saatler hep gecikti. Hatta hiç olmadı. Artık beklediğim bir şey yok. Ziyaretçim olmadı. Umudum da. Şimdi yarını düşünmeden yaşıyorum.

Acılı şarkılar söyledin uzun zaman. Sesini bir martılar duydu, bir de ihanete uğramış kitaplar. Sefaletin içinde mağrurdun. Zaferler kazanmış bir kumandan edasıyla sırrını açtın, dolunaylı bir gecede. Ne hoş bir şarkıydı ah bu isyan. Sayısız mabedlere girip çıktın, resullerden yolunu sordun, işaret edilen yöne seğirttin hep. Akrostişli şiirler yazıyordun. Spartaküs yenilerek ihanet etti sana. Sen yılmadın. Mozartın yaşadığı sefaletin alfabesine başladın. Lâkin dehâne aczler uğradı. Yarım kalktın büyük bir iştahla oturduğun rahmet sofrasından. Vandal yürekleri kuşanıp savaş açtın eski çağ savaşçılarına. "Yağmacı", "Barbar" dediler sana, sen daha kinleştin. Eski yapı mozaiklerin küflenen beyinlerine küstün uzun zaman. Avangard bakışlarına yâr geceleri takıldı. Sen, hayatı yaşamasını bildin.

Kapını açık bıraktın sevda yüzünden recm edilen insanlara. Namütenahi acıya doymadın. Her ıstırap mukaddestir şiarıyla yollar açtın senden sonra geleceklere. Peşin sıra, sürgüne gider gibi ülkesine, öz ülkesine dönenler oldu. Milyonlar küstü sonra. Milyonlara küstü bir kaç havari. Çanlar sizin için çaldı. Duymazlıktan geldiniz.

Ve herkesin senden umudu kestiği, hatta divane, aşık yakıştırmalarını sana layık gördükleri günde ortaya çıktın. Öyle bir çıkıştı ki bu, gül tomurcuğunun birden patladığını sandı insanlar. Senin bu çıkışın için, ne güzel bir bahar dediler. Şu kadar ömrümüzce görmediğimiz ve göremeyeceğimiz bahar bu olsa gerektir diye söylendiler. Sen onların kışına galebe ettin, bakışlarına çam kokulan yürüttün.

Beyni uyuşmuş insanlar, senden, ölümden korkar gibi korktular. Dilinin ucuna kondurduğunu merhamet duasını gece karanlığı sandılar ve seni yuhaladılar. Kavminden kovulan nice peygamberin sünnetini ihtiyar edinip acıyan, yumuşak gözlerinden başka mukabelede bulunmadın. Dua ettin, ağladın yalnızca.
 
 

Gösterim: 2655