Bir Ayet

Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide, 5/90

Bir Hadis

Hasedden kaçının. Çünkü o, ateşin odunu yakıp tükettiği gibi bütün hayırları yer tüketir.
Ebu Dâvud

Bir Dua

"Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!"
Araf- 47

Bir Söz

Ufak bir yanlış hareketinle üzülecek, darılacak kimseye çok güvenme.
İmam Şafii

Savaştan Kaçmak

Kategori: Büyük Günahlar

Savaştan Kaçmak

Dinimizin bize yüklediği bir takım görevler vardır. Vatanı korumak ve gerektiğinde bu uğurda savaşarak ölmek, bu görevlerden birisi ve önemlisidir. Çünkü din, namus ve bağımsızlık gibi kutsal değerler, ancak vatan sayesinde korunabilir.

  Bunun içindir ki inanan insanlar olarak vatanımız için katlanamayacağımız hiç bir fedakârlık yoktur.

  Vatan savunması için askerlik yapmak, millî olduğu kadar da dinî bir görevdir. Çünkü vatan savunması aynı zamanda dinin savunması demektir.

  "Dinimiz askerliğe büyük önem vermiştir." Sınırda bir tam gün nöbet beklemenin bir ay gündüz nafile oruç tutup gece ibadet etmekten daha çok sevap olduğunu Peygamberimiz müjdelemiştir. (Müslim, İmare, 50)

 

  Askerlik, gerektiğinde savaş için bir hazırlıktır. Vatan için savaşmak ise Allah'ın emridir. Peygamberimize hangi davranışın daha üstün olduğunu soran kimseye: "Allah'a inanmak ve O'nun yolunda savaşmaktır." (Buhari, İman, 18; Müslim, İman, 36) buyurmuştur.

  Vatan için savaşırken ölenlere şehit denir. Şehitlik ise bir müslümanın dünya'da erişebileceği en yüksek mertebedir.

  "Peygamberimiz, öldükten sonra cennete giren hiç bir kimse, bütün dünya kendisine verilecek olsa dahi tekrar dünyaya dönmeyi istemeyecektir. Yalnız şehitler, şehitliğin üstünlüğünü gördüklerinden dünyaya dönüp de tekrar on defa şehit olmayı arzu edeceklerini, haber vermişlerdir." (Buhari, Cihad, 21)

  Düşmanla savaşmak ve şehit olmak, ne kadar üstün mükâfata erişmeye vesile ise, savaştan kaçmak da o kadar büyük suç ve günah sayılmıştır.

  Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

  "Ey mü'minler, (savaşta) toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin (korkup kaçmayın). Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme ve diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında kim öyle bir günde onlara arka çevirirse (korkup kaçarsa) Muhakkak ki o, Allah'ın azabı ile döner, yeri de cehennemdir. O ne kötü varılacak yerdir." (Enfal, 15-16)

  İslâm tarihinde konu ile ilgili bir olay var, Tebûk seferine katılmayan üç kişi ile ilgili bu olay gerçekten savaştan kaçmanın Allah ve Peygamberi tarafından en ağır şiddet ve nefretle karşılandığını görüyoruz.

  Tebûk seferine mazeretleri olmadığı halde katılmayan Ka'b b. Mâlik, Murare b. er-Rebî el-Amrî ve Hilâl b. Ümeyye el-Vakıfî Peygamberimiz tarafından çok ağır bir şekilde cezalandırılmışlardır. Peygamberimiz bunları topluluktan ayırmış, müslümanların bunlarla konuşmasını yasaklamıştır. Bunlar çarşı pazarda dolaşırken karşılaştıktan hiç kimse bunlara selâm vermez, konuşmaz, yüzlerini dönerdi, içinde yaşadıkları toplumun kendilerine karşı olan bu tavrından son derece etkilenen bu kimseler çok daralmış ve bunalmışlardı. Allah'a yalvarıyor bu suçlarının bağışlanmasını diliyorlardı.

  Nihayet elli gün sonra Allah Teâlâ, tevbelerini kabul buyurmuş ve kendilerini bağışlamıştı. Konu ile ilgili şu âyet inmişti:

  "Ve (savaştan) geri bırakılan üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendi." (Tevbe, 118)

  Bu olaya şahit olanlar bundan büyük ders almışlar, bundan sonraki seferlerden mazeretsiz geri kalan olmamıştır.

Gösterim: 9991